byçarşı
02-01-2008, 00:48
OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA MODERNLEŞME ÇALIŞMALARI
OSMANLI TOPLUMUNA BAKIŞ
Osmanlı bir göçebe/akıncı toplumuydu ve bu savaşçı özelliklerinden doğan devlet yapısı da askeri bir niteliğe bürünmüştür. Çünkü önemli devlet adamları askeri yöneticiliklerden geliyordu. Bu yapılanma içerisinde ise genişleme siyaseti izleniyordu.
Osmanlı toplum yapısı genel olarak yönetenler - yani askeri - sınıfı ve yönetilenler - reaya - sınıfı diye ikiye ayrılıyordu.
Osmanlı Toplum yapısı tarihsel süreçte kendi içinde reform ve ıslahatların da beraberinde getirdiği yeni düzenlemelerle değişim geçirmiştir. Ancak temelde görülen yöneten ve yönetilen ayrımı devam etmiştir .
Osmanlıda yönetici sınıf üyeleri askeri olarak anılırdı. Yönetici sınıf üyeleri, egemen hanedanın hizmetinde olduklarından, Osmanlı imparatorluğunun ilk yüzyıllarında görevlerinin askeri yönü ağırlık bastığı için “askeri” olarak anılırdı. Yönetilenler ise reaya sınıfını oluşturuyordu.
Kökenleri ne olursa olsun, bir insanın Osmanlı yönetimi sınıfının tam üyesi olabilmesi için;
1. İslam dinini ve bunun ayrılmaz parçası olan düşünce ve eylem sistemini kabul edip uygulaması,
2. Padişaha ve onun hükümdarlık görevlerini üstlenmek ve gelirlerini toplamak için kurulan devlete sadık olması,
3. Osmanlı yaşam biçimini oluşturan karmaşık davranış, görenek ve dil sistemini bilip uygulaması gerekirdi.
Bu niteliklere sahip olanlar yönetenler sınıfında yer alırken; sahip olmayanlar ise yönetilenler sınıfında yer almaktadır. Ayrıca yönetici sınıftan yönetilen sınıfa düşüldüğü gibi yönetilen sınıftan yöneten sınıfına da geçilebiliyordu (Shaw, 1994).
Osmanlı toplum yapısına bağlı olarak devletin asıl amacı; 1. Hükümdara ait olan servetin üretilmesini örgütlemek, 2. Bu servetin genişlemesini ve korumasını sağlamak, 3. Düzeni korumak, 4. Hükümdarın topraklarında diğer dinlerin uygulamasına izin verilmesi yanı sıra islamlığı yaygınlaştırmaktır.
Bu belirtilenler temelinde 15.yy’ın Osmanlı Tarihçisi Mustafa Naima’nın görüşünden yola çıkarak, Osmanlı toplum düzenine ilişkin şöyle bir değerlendirme yapmak mümkündür:
Mustafa Naima’ya göre; “1. Asker olmadan devlet ya da mülk (hakimiyet) olmaz, 2. Askere sahip olmak servete ihtiyaç gösterir, 3. Servet uyruklardan toplanır, 4. Uyruklar ancak adaletle refaha kavuşabilirler, 5. Şu halde mülk ve devlet olmadan adalet olmaz. Böylece servetin hükümdar ve devleti desteklemek ve uyruklar için de adalet sağlamak için üretilmesi ve kullanılması siyasal örgütlenmenin ve uygulamanın temeli olarak ifade edilmiştir”.
Buna göre Toplum iki gruba ayrılmıştı: Yaşamlarında asıl amaçları sanayi, ticaret ve tarımla uğraşarak ve hükümdara vergi ödeyerek servet üretmek olan büyük halk kitleleri; ve kendileri servet üretmeyen, vergi ödemeyen, ama hükümdarın gelirini toplamak ve bunlarla kendilerini olduğu kadar onu ve ailesini geçindirmek için onun aracısı olarak görev alan küçük bir yönetici grubu.
TANZİMAT ÖNCESİ REFORMLAR
Osmanlı modernleşme politikaları çabalarını Tanzimat ve Islahat Fermanında atılan ilk adımlarda görmekteyiz. Ancak modernleşmenin Osmanlı’da sadece Tanzimat dönemi ve sonrasında olduğu kanısından uzak kalıp Tanzimat öncesinde de yapılan reformlara bakmakta yarar vardır. Çünkü tarihsel bir gereklilik de Tanzimat Öncesi ve sonrasına bakmak ve değerlendirmektir.
Tanzimat öncesi ya da Tanzimat’a kadarki değişmelerin ağırlık noktasını Askerlik ve ona bağlı alanlar oluşturmuştur .
Tanzimat öncesinde - Lale Devrinde (zevkin ve kültürel girişimlerin 12 yıllık simgesi olarak nitelenen) - III. Ahmet’le birlikte Avrupa kültürü, sanatı ve ordusu örnek alınarak yenilikler ortaya çıkmaya başladı .
Bilindiği üzere Osmanlıda mutlak güç padişahın elindeydi. Yani padişahın siyasal dizginleri elinde tutması, sözünün kanun olması Osmanlı siyasal anlayışında devlet kurumlarının düzgün işlemesini sağlıyordu. Ancak 1600 yılı sonrasında oluşan değişimle birlikte 18.yy’da dışa dönük genişleme siyasetinden uzaklaşılmış, padişahın mutlak gücünden söz etmek mümkün olmamıştır.
Artık Osmanlı yeni bir değişim sürecine girmiş, Avrupalılaşmaya, “Batılılaşmaya” başlamıştır .
Osmanlı’da artık savaş yoluyla genişleme değil, diplomasi yoluyla iyi geçinerek barış amaç ediniliyordu.
Savaştan kaçan Osmanlı, Rusya’nın 1768’de Polonya’nın işlerine karışmasına karşı çıkmış ve Osmanlı - Rus savaşı gündeme gelmişti. 1708 - 1774 savaşında Osmanlı devleti çok zor duruma düşmüştü.
18.yy ortasında hareketsiz kalmış Osmanlı ordusu ve donanması Rusya karşısında çabuk dağılmıştı.
Osmanlı bu durumdan kurtulmak için Avrupa bilgisi ve tekniğine dayanan yenilikleri gerekli görüyordu artık .
1730 yılında Patrona İsyanı ile Lale Devri kapanmış; ancak Osmanlı kurumlarının Batılı örneklere göre düzeltilmesi devam etmiştir. Lale Devri sonrasında I. Mahmut (1730 - 1754), III. Mustafa (1757 - 1774) ve I. Abdülhamid (1774 - 1789) dönemlerinde “Askerlik” alanında bir takım yeniliklerde bulunmuştur.
I. Mahmut Dönemi
I. Mahmud döneminde Avrupa eğitim usullerini benimseyen ve kullanan Humbaracı Ahmed Paşa, III. Mustafa döneminde Humbaracı Ahmed Paşa’yı takiben Baron de Tott Avrupa tarzı yöntemlerle Osmanlı topçularını yetiştirmiş, Tophaneyi düzenleyerek yeni biçimde toplar döktürmüştür. Ayrıca bunlar yeterli görülmeyerek “Mühendishane-i Hümayun” adı altında okul da açılmıştı .
Yapılan yeni düzen çalışmalarında dönemin savaşlarında ordu ve donanmanın yetersizliği ya da başarısızlıkları Askerlik alanında yoğunlaşmasına neden olmuştur. Askerlik alanındaki diğer içerikli düzenlemeler tarihsel süreçte yeni reformlarla desteklenmeye, yenilenmeye çalışılmıştır.
III. Ahmet zamanında Batı tesirlerinin başladığını tarihsel süreçte özellikle Askeri alanda yapılan yeni düzenlemelerde görmekteyiz. Askerlik alanında genel olarak mevcut olan askeri teşkilatların düzenlenmesi, Avrupa tarzının orduya aşılanması ve yeni tekniklerin Batı tesirleri paralelinde orduda uygulanması şeklindedir.
Özellikle III. Mustafa döneminde askerlikle ilgili yenilikler dışında tıb ve astronomiye de önem vererek Batı tesirlerinin bu konularda da görülmesini istemiştir .
Sultan III. Mustafa, Avrupalıların başarılarında bazı yıldızların rol oynadığı kanısında idi. Bu nedenle III. Mustafa o dönemde büyük başarıları kazanan Prusya Kralı Friedrich’e Ahmed Resmi Efendi’yi gönderdi ve kendisinden 3 müneccim istedi. Friedrich’ şöyle cevap verdi: “Kuvvetli bir orduya sahip olmak, onu, barış zamanında savaşa hemen girebilecek şekilde talim ettirmek, hazineyi daima dolu tutmak ve tarih okumak...” Benim 3 müneccimim bunlardır.
Bu tavsiyeler III. Mustafa’nın yaptığı işlerin gerekliliğini ve önemini ortaya koyuyordu.Bu üç müneccimde ordu ve ekonomik güce dikkat çekilmiş, değişim ve gelişim aşamalarında yarı sömürge durumuna düşmeden düşmanlarına karşı koyabilmek, ilerleyebilmek için güçlü bir ekonomiye ve teknik, yöntem bakımından da düzenli bir orduya sahip olmak gerekliliği ifade edilmiştir.
Bu amaçla da III. Mustafa döneminde Baron de Tott ile askeri alanda yeni düzenlemeler yapılmışsa da 1768 - 1774 Osmanlı - Rus savaşı Osmanlı ordusunun dağılmasını engelleyememişti. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanmaya başlayan hareketsizliği Halil Hamid Paşa kırmaya çalışmıştı .Halil Hamid Paşa Fransızlarla işbirliği içinde hareket ederek orduyu özellikle de deniz kuvvetlerinin ıslahına ağırlık vermiştir .
Yıl 1789, Avrupa’da Fransız Devrimi başlamış ve bu devrim dünya ve Osmanlı tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.
1789 tarihine Osmanlı açısından baktığımızda etkili bir şekilde yürütülmeyen Avrupa tarzı eğitim ve kurumlaşma 1789 yılından sonra yeni bir hız kazandı.
Fransız devriminin yankıları Osmanlı ülkesine de birkaç yıl sonra da ulaştı ve etkilemeye başladı.
III. Selim’in padişah olduğu 1789 yılı Osmanlı’da yeni bir dönemin başlangıcı oluyordu. Çünkü bu dönemle birlikte Osmanlı Devleti dış düşmanlara karşı koyma, ülke içinde merkezin hükmünü geçirebilmek için önemli bir değişim sürecine giriyordu .
III. Selim Dönemi
Ciddi ıslahatları başladığı dönem olarak adlandırılan III. Selim dönemi de önemli değişimleri içeriyordu.
III. Selim’de en çok üzerinde durulan konu “Askeri” ıslahatlardır. Bu dönemde askeri alanda yapılacak ıslahatlar için 3 farklı görüş ortaya atıldı.
I. Görüş: Yeniçeri ocağı ve diğer asker ocakları Kanuni Devri düzenine dönmeli,
II. Görüş: Yeniçeri ocağı ve diğer ocaklara Kanuni Sultan Süleyman kanunnameleri icablarından diyerek frenk eğitim ve öğretim usulleri ve silahları kabul ettirilmeli.
III. Görüş: Eski kurumların tasfiye edilip yepyeni kurumların teşkil edilmesini tavsiye etmekteydi.
Burada I. ve II. Görüş muhafazakar, III. Görüş ise devrimci olarak adlandırıldı. III. Selim ise devrimci yolu seçerek ıslahatlarına devam etti (Karal, E., 1995:63).
III. Selim, ıslahatları için “Nizam-ı Cedit” adını vermiştir. Fransa, ihtilalin getirdiği düzene “Yeni Düzen” adını takmıştı. III. Selim’in de aynı adı benimsemiş olması ilham kaynağını ve cesaretini göstermiştir (Karal, E., 1995:78-79).
Nizam-ı Cedit’in dar ve geniş olmak üzere iki anlamı vardı.
Dar anlamda Nizam-ı Cedit, III. Selim döneminde Avrupa usulünde yetiştirilen talimli askeri anlatır.
Geniş anlamda ise; III. Selim’in Yeniçerileri kaldırarak ulemanın nüfuzunu kırmak, Osmanlı devletini Avrupa’nın ilim, sanat, ziraat, ticaret ve medeniyette yaptığı ilerlemelere ortak yapmak için giriştiği yenilik hareketlerinin bütünüdür .
Nizam-ı Cedit ıslahatının etkisi ise en çok askeri alanda görüldü. Önce mevcut ocakların ıslahatına girişildi. İdari ve askeri işlevlere ayrıldı. İşe yaramayan askerler ayıklandı. Ocakların kışlaları genişletildi.
Kısacası askeri alanda yapılan yenilikler şu çerçevede yapıldı;
1. Mevcut asker ocaklarının düzenlenmesi,
2. Avrupa usulünde yeni bir ordu kurulması,
3. Savaş, teknik müesseselerini düzenlenmesi.
Mevcut asker ocaklarını sil baştan yenilemek mümkün değildi. III. Selim bunun yerine mevcut ocakları yeniden düzenledi. Avrupa usulünde ise “Nizam-ı Cedit” ocağını kurdu. Yeni düzenleme ve yeni Avrupa usulünde bir ordunun kuruluşu ardından savaş teknik kurumları denilen tophane, tersane ve mühendishanenin düzenlenmesine de girişildi .
Ordu ve donanmada yapılan yenilikler ise çok paraya maloluyordu. İşte bu nedenle yani Nizam-ı Cedit’in masraflarını karşılamak için İrad-ı Cedit Defterdarlığı kuruldu .
III. Selim askerlik alanındaki bu yeni düzenlemeler dışında eğitim ve öğretim alanında da düzenlemelerde bulundu. Eğitimli subay ve teknik adamlar için Mühendisane-i Bahri Hümayun (1773) ile mühendishane-i Berr-i Hümayun (1795) okullarını kurdu. Bu okullarda ise Fransız subaylardan da yararlanıldı.
III. Selim’in ayrıca yaptığı yeni düzenlemeleri destekleyen önemli ıslahatlardan birisi de kitapların Türkçe’ye çevrilmesi ve Türkçe ya da yabancı dilde yazılmış kitapların okunması hususunda çeşitli tevsiyelerde bulunmuştur devlet adamlarına .
İdare alanında ise bozulmuş olan disiplini tekrar sağlamak amacıyla yeni düzenlemelere gidildi. Bu düzenlemeler ise kanunnamelerle belirlendi.
Ekonomik ve ticari düzenlemelerde de kaybolan disiplini sağlamak maksatıyla çalışmalar yapıldı. Çalışmalarda “tasarruf” temel alındı. Ticaret hayatında kişisel çıkarları gözönünde bulundururak bu yolda yapılan haksız uygulamaları tespit etmek ve disiplin altına almak için de yeni düzenlemeler getirildi (Karal, E., 1995:70-71).
Siyasi ve diplomasi alanında Avrupa ile ilişkiler yumuşayarak karşılıklı anlaşmalar yapıldı. Avrupa ile olan bu ilişkilere uygun bir örnek yenilik ise “daimi elçilikler”in kurulmasıdır .
Nizam-ı Cedit hareketini yani III. Selim ıslahatlarını değerlendiren farklı görüşler vardır.
Görüşlerden birisi Enver Ziya Karal’a aittir. “Enver Ziya Karal’a göre bu ıslahat, iddialı ismine uygun olarak hayatın pek çok alanlarını içine alan kapsamlı bir hareketti.
Bernard Lewis de bu görüşe yatkın bir dil kullanmakla birlikte esas ağırlığın askeri ıslahatta olduğunu belirtmektedir.
Stanford Shaw ise III. Selim’i ıslahatçılığını, yani gelenekçi ıslahat çizgisinin bir devamcısı saymaktadır. Shaw’a göre idari, iktisadi, toplumsal çağdaşlaşma yönünden genel çabalar söz konusu değildir (Akşin, 1995:82)” şeklinde III. Selim ıslahatları değerlendirilmiştir.
III. Selim ıslahatlarının durduğu dönem ise 1807-1808 gibi çok kısa bir süre padişahlık yapan IV. Mustafa dönemidir.
Islahatların yeniden canlanması ise II. Mahmut’un padişahlığıyla gündeme gelecektir.
II. Mahmut Dönemi
II. Mahmut dönemi ıslahatlarında ise geçmişten gelen birikim söz konusuydu. Bu birikim 18.yy Lale Devri ve III. Selim’den kalma birikimlerdi.
II. Mahmut düzeninin ya da ıslahatlarının genel karakterinde “İslami zihniyetle Batı düşüncesini bağdaştırmak” yer almaktadır. Bu ise çok güç görünüyordu. İşte bu nedenle de ileride göreceğimiz gibi ıslahatlar şekilsel kaldı.
Islahatlarında ağırlıklı olarak 1. Ordu, 2. Mektepler, 3. İktisadi (ticari) faaliyetler, 4. Devlet teşkilatında yenileme ya da Avrupa tarzı teşkilatlanmanın getirilmesi üzerinde yoğunlaştı. Bunların dışında diğer bir çok ıslahatlarda da bulunuldu.
II. Mahmut döneminde yabancılarla ya da Avrupa ile olan sıkı ilişkiler Avrupalı yaşayış tarzlarını beraberinde getirmiştir. Bu tarzlara devlet adamlarının, ulema sınıfının, asker ocaklarının karşı çıkması gündeme geldi ve özellikle de Yeniçeri ocağının bu konudaki direnci yenilikçilerin gelmesinde en büyük engel olmuştur.
II. Mahmut ilkin orduya yöneldi ve yeni düzenlemeler getirdi. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu bu dönemde iç ve dış baskı ve savaşlarla dağılma ve güçsüz olma noktasına gelmişti. Bu sebeple de II. Mahmut askerliğin düzene konulması konusunda Nizam-ı Cedit’e benzer “Sekban-ı Cedit” ocağını kurdu. Bu ocak ise Yeniçerilerin ayaklanmasına neden oldu. Ayaklanma ocağın kaldırılmasıyla sonuçlandı (Vaka-i Hayriye). Böylece II. Mahmut’un yenileşme çabaları önündeki Yeniçeri Ocağı engeli kalmamış oluyordu.
Vaka-i Hayriye ile birlikte yeni bir ordunun kurulması gündeme geldi. Yeni ordu Avrupa usulünde düzenlenmiş olan “Asakar-i Mansure-i Muhammediye” adıyla kuruldu. Diğer ocaklar devam ediyordu. Mansure ise Yeniçerilerin yerini almıştı .
II. Mahmut askerlik alanında yeni düzeni sağlam temellere dayandırmak için, Yüksek Harp Okulu ve Tıp okulu kurdu. Bunun için de Avrupa’ya eğitilmek üzere öğrenciler gönderdi .
Ayrıca yeni kurulan ordunun ihtiyaçlarını karşılamak ve devletin iktisadına yardım etmek amacıyla bazı fabrikalar kuruldu.
İktisadi tedbirlerin dışında sosyal faaliyetlerde de yenilikler getirildi. Türkiye’de ilk defa nüfus sayımının yapılması, yurt içi ve dışı gezilerde pasaportun çıkartılması, posta teşkilatının kurulması, polis teşkilatının oluşturulması sosyal hayata yapılan önemli yeniliklerdir .
Diğer önemli yenilik Avrupa’ya benzer bir devlet teşkilatının oluşturulmasıdır. Devlet işlerinin görüşülmesi üzerine meclisler ve komisyonlar oluşturuldu, sadrazamlık unvanı başvekalete çevrildi. Ve bakanlıklar oluşturularak Avrupa kabine sistemine benzer bir teşkilat oluşturuldu.
Bütün bu saydığımız, belirttiğimiz yenilikler Batılılaşma yolunda atılan önemli adımları içerisinde barındırıyordu.
Diğer etkinlikleri ise kısa başlıklar altında topladığımızda modernleşme ya da Batılılaşma yolunda ne kadar yol katedildiğini görebileceğiz.
Bu etkinlikler içerisinde içtimai faaliyetler ağırlıklı olarak göze çarpmaktadır. Bu ise Avrupa (Batı) tarzında bir yaşam yolu çizildiğini gösterir.
II. Mahmut yaşam tarzında önemli değişiklikler yaptı. Sarayı 1815’de Topkapı’dan Dolmabahçe’ye taşıdı. Mısır tarzında setre pantolon giymeye başladı. Avrupa’lı hükümdarlar gibi doğum günlerini kutlamaya, resimlerini devlet dairelerine astırmaya, etkinliklere, davetlere gitmeye, yurt içi gezilere çıkmaya başladı. Ayrıca Batı tarzında kıyafetler gündeme geldi ve askerlere giydirildi. Avupa tarzında giyim kuşam ve traş özellikle padişaha yakın çevresinde salgın halini aldı. Unumamak gerekir ki tüm bu yeniliklere karşı çıkanlar da oldu; ancak yeniçerilerin yokluğu karşı çıkanların seslerinin kısılmasına da neden oldu.
II. Mahmut tüm bu yaptıkları yenilikleri duyurmak üzere 1829’da ilk gazete Takvim-i Vakayi’yi kurdu.
OSMANLI TOPLUMUNA BAKIŞ
Osmanlı bir göçebe/akıncı toplumuydu ve bu savaşçı özelliklerinden doğan devlet yapısı da askeri bir niteliğe bürünmüştür. Çünkü önemli devlet adamları askeri yöneticiliklerden geliyordu. Bu yapılanma içerisinde ise genişleme siyaseti izleniyordu.
Osmanlı toplum yapısı genel olarak yönetenler - yani askeri - sınıfı ve yönetilenler - reaya - sınıfı diye ikiye ayrılıyordu.
Osmanlı Toplum yapısı tarihsel süreçte kendi içinde reform ve ıslahatların da beraberinde getirdiği yeni düzenlemelerle değişim geçirmiştir. Ancak temelde görülen yöneten ve yönetilen ayrımı devam etmiştir .
Osmanlıda yönetici sınıf üyeleri askeri olarak anılırdı. Yönetici sınıf üyeleri, egemen hanedanın hizmetinde olduklarından, Osmanlı imparatorluğunun ilk yüzyıllarında görevlerinin askeri yönü ağırlık bastığı için “askeri” olarak anılırdı. Yönetilenler ise reaya sınıfını oluşturuyordu.
Kökenleri ne olursa olsun, bir insanın Osmanlı yönetimi sınıfının tam üyesi olabilmesi için;
1. İslam dinini ve bunun ayrılmaz parçası olan düşünce ve eylem sistemini kabul edip uygulaması,
2. Padişaha ve onun hükümdarlık görevlerini üstlenmek ve gelirlerini toplamak için kurulan devlete sadık olması,
3. Osmanlı yaşam biçimini oluşturan karmaşık davranış, görenek ve dil sistemini bilip uygulaması gerekirdi.
Bu niteliklere sahip olanlar yönetenler sınıfında yer alırken; sahip olmayanlar ise yönetilenler sınıfında yer almaktadır. Ayrıca yönetici sınıftan yönetilen sınıfa düşüldüğü gibi yönetilen sınıftan yöneten sınıfına da geçilebiliyordu (Shaw, 1994).
Osmanlı toplum yapısına bağlı olarak devletin asıl amacı; 1. Hükümdara ait olan servetin üretilmesini örgütlemek, 2. Bu servetin genişlemesini ve korumasını sağlamak, 3. Düzeni korumak, 4. Hükümdarın topraklarında diğer dinlerin uygulamasına izin verilmesi yanı sıra islamlığı yaygınlaştırmaktır.
Bu belirtilenler temelinde 15.yy’ın Osmanlı Tarihçisi Mustafa Naima’nın görüşünden yola çıkarak, Osmanlı toplum düzenine ilişkin şöyle bir değerlendirme yapmak mümkündür:
Mustafa Naima’ya göre; “1. Asker olmadan devlet ya da mülk (hakimiyet) olmaz, 2. Askere sahip olmak servete ihtiyaç gösterir, 3. Servet uyruklardan toplanır, 4. Uyruklar ancak adaletle refaha kavuşabilirler, 5. Şu halde mülk ve devlet olmadan adalet olmaz. Böylece servetin hükümdar ve devleti desteklemek ve uyruklar için de adalet sağlamak için üretilmesi ve kullanılması siyasal örgütlenmenin ve uygulamanın temeli olarak ifade edilmiştir”.
Buna göre Toplum iki gruba ayrılmıştı: Yaşamlarında asıl amaçları sanayi, ticaret ve tarımla uğraşarak ve hükümdara vergi ödeyerek servet üretmek olan büyük halk kitleleri; ve kendileri servet üretmeyen, vergi ödemeyen, ama hükümdarın gelirini toplamak ve bunlarla kendilerini olduğu kadar onu ve ailesini geçindirmek için onun aracısı olarak görev alan küçük bir yönetici grubu.
TANZİMAT ÖNCESİ REFORMLAR
Osmanlı modernleşme politikaları çabalarını Tanzimat ve Islahat Fermanında atılan ilk adımlarda görmekteyiz. Ancak modernleşmenin Osmanlı’da sadece Tanzimat dönemi ve sonrasında olduğu kanısından uzak kalıp Tanzimat öncesinde de yapılan reformlara bakmakta yarar vardır. Çünkü tarihsel bir gereklilik de Tanzimat Öncesi ve sonrasına bakmak ve değerlendirmektir.
Tanzimat öncesi ya da Tanzimat’a kadarki değişmelerin ağırlık noktasını Askerlik ve ona bağlı alanlar oluşturmuştur .
Tanzimat öncesinde - Lale Devrinde (zevkin ve kültürel girişimlerin 12 yıllık simgesi olarak nitelenen) - III. Ahmet’le birlikte Avrupa kültürü, sanatı ve ordusu örnek alınarak yenilikler ortaya çıkmaya başladı .
Bilindiği üzere Osmanlıda mutlak güç padişahın elindeydi. Yani padişahın siyasal dizginleri elinde tutması, sözünün kanun olması Osmanlı siyasal anlayışında devlet kurumlarının düzgün işlemesini sağlıyordu. Ancak 1600 yılı sonrasında oluşan değişimle birlikte 18.yy’da dışa dönük genişleme siyasetinden uzaklaşılmış, padişahın mutlak gücünden söz etmek mümkün olmamıştır.
Artık Osmanlı yeni bir değişim sürecine girmiş, Avrupalılaşmaya, “Batılılaşmaya” başlamıştır .
Osmanlı’da artık savaş yoluyla genişleme değil, diplomasi yoluyla iyi geçinerek barış amaç ediniliyordu.
Savaştan kaçan Osmanlı, Rusya’nın 1768’de Polonya’nın işlerine karışmasına karşı çıkmış ve Osmanlı - Rus savaşı gündeme gelmişti. 1708 - 1774 savaşında Osmanlı devleti çok zor duruma düşmüştü.
18.yy ortasında hareketsiz kalmış Osmanlı ordusu ve donanması Rusya karşısında çabuk dağılmıştı.
Osmanlı bu durumdan kurtulmak için Avrupa bilgisi ve tekniğine dayanan yenilikleri gerekli görüyordu artık .
1730 yılında Patrona İsyanı ile Lale Devri kapanmış; ancak Osmanlı kurumlarının Batılı örneklere göre düzeltilmesi devam etmiştir. Lale Devri sonrasında I. Mahmut (1730 - 1754), III. Mustafa (1757 - 1774) ve I. Abdülhamid (1774 - 1789) dönemlerinde “Askerlik” alanında bir takım yeniliklerde bulunmuştur.
I. Mahmut Dönemi
I. Mahmud döneminde Avrupa eğitim usullerini benimseyen ve kullanan Humbaracı Ahmed Paşa, III. Mustafa döneminde Humbaracı Ahmed Paşa’yı takiben Baron de Tott Avrupa tarzı yöntemlerle Osmanlı topçularını yetiştirmiş, Tophaneyi düzenleyerek yeni biçimde toplar döktürmüştür. Ayrıca bunlar yeterli görülmeyerek “Mühendishane-i Hümayun” adı altında okul da açılmıştı .
Yapılan yeni düzen çalışmalarında dönemin savaşlarında ordu ve donanmanın yetersizliği ya da başarısızlıkları Askerlik alanında yoğunlaşmasına neden olmuştur. Askerlik alanındaki diğer içerikli düzenlemeler tarihsel süreçte yeni reformlarla desteklenmeye, yenilenmeye çalışılmıştır.
III. Ahmet zamanında Batı tesirlerinin başladığını tarihsel süreçte özellikle Askeri alanda yapılan yeni düzenlemelerde görmekteyiz. Askerlik alanında genel olarak mevcut olan askeri teşkilatların düzenlenmesi, Avrupa tarzının orduya aşılanması ve yeni tekniklerin Batı tesirleri paralelinde orduda uygulanması şeklindedir.
Özellikle III. Mustafa döneminde askerlikle ilgili yenilikler dışında tıb ve astronomiye de önem vererek Batı tesirlerinin bu konularda da görülmesini istemiştir .
Sultan III. Mustafa, Avrupalıların başarılarında bazı yıldızların rol oynadığı kanısında idi. Bu nedenle III. Mustafa o dönemde büyük başarıları kazanan Prusya Kralı Friedrich’e Ahmed Resmi Efendi’yi gönderdi ve kendisinden 3 müneccim istedi. Friedrich’ şöyle cevap verdi: “Kuvvetli bir orduya sahip olmak, onu, barış zamanında savaşa hemen girebilecek şekilde talim ettirmek, hazineyi daima dolu tutmak ve tarih okumak...” Benim 3 müneccimim bunlardır.
Bu tavsiyeler III. Mustafa’nın yaptığı işlerin gerekliliğini ve önemini ortaya koyuyordu.Bu üç müneccimde ordu ve ekonomik güce dikkat çekilmiş, değişim ve gelişim aşamalarında yarı sömürge durumuna düşmeden düşmanlarına karşı koyabilmek, ilerleyebilmek için güçlü bir ekonomiye ve teknik, yöntem bakımından da düzenli bir orduya sahip olmak gerekliliği ifade edilmiştir.
Bu amaçla da III. Mustafa döneminde Baron de Tott ile askeri alanda yeni düzenlemeler yapılmışsa da 1768 - 1774 Osmanlı - Rus savaşı Osmanlı ordusunun dağılmasını engelleyememişti. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanmaya başlayan hareketsizliği Halil Hamid Paşa kırmaya çalışmıştı .Halil Hamid Paşa Fransızlarla işbirliği içinde hareket ederek orduyu özellikle de deniz kuvvetlerinin ıslahına ağırlık vermiştir .
Yıl 1789, Avrupa’da Fransız Devrimi başlamış ve bu devrim dünya ve Osmanlı tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.
1789 tarihine Osmanlı açısından baktığımızda etkili bir şekilde yürütülmeyen Avrupa tarzı eğitim ve kurumlaşma 1789 yılından sonra yeni bir hız kazandı.
Fransız devriminin yankıları Osmanlı ülkesine de birkaç yıl sonra da ulaştı ve etkilemeye başladı.
III. Selim’in padişah olduğu 1789 yılı Osmanlı’da yeni bir dönemin başlangıcı oluyordu. Çünkü bu dönemle birlikte Osmanlı Devleti dış düşmanlara karşı koyma, ülke içinde merkezin hükmünü geçirebilmek için önemli bir değişim sürecine giriyordu .
III. Selim Dönemi
Ciddi ıslahatları başladığı dönem olarak adlandırılan III. Selim dönemi de önemli değişimleri içeriyordu.
III. Selim’de en çok üzerinde durulan konu “Askeri” ıslahatlardır. Bu dönemde askeri alanda yapılacak ıslahatlar için 3 farklı görüş ortaya atıldı.
I. Görüş: Yeniçeri ocağı ve diğer asker ocakları Kanuni Devri düzenine dönmeli,
II. Görüş: Yeniçeri ocağı ve diğer ocaklara Kanuni Sultan Süleyman kanunnameleri icablarından diyerek frenk eğitim ve öğretim usulleri ve silahları kabul ettirilmeli.
III. Görüş: Eski kurumların tasfiye edilip yepyeni kurumların teşkil edilmesini tavsiye etmekteydi.
Burada I. ve II. Görüş muhafazakar, III. Görüş ise devrimci olarak adlandırıldı. III. Selim ise devrimci yolu seçerek ıslahatlarına devam etti (Karal, E., 1995:63).
III. Selim, ıslahatları için “Nizam-ı Cedit” adını vermiştir. Fransa, ihtilalin getirdiği düzene “Yeni Düzen” adını takmıştı. III. Selim’in de aynı adı benimsemiş olması ilham kaynağını ve cesaretini göstermiştir (Karal, E., 1995:78-79).
Nizam-ı Cedit’in dar ve geniş olmak üzere iki anlamı vardı.
Dar anlamda Nizam-ı Cedit, III. Selim döneminde Avrupa usulünde yetiştirilen talimli askeri anlatır.
Geniş anlamda ise; III. Selim’in Yeniçerileri kaldırarak ulemanın nüfuzunu kırmak, Osmanlı devletini Avrupa’nın ilim, sanat, ziraat, ticaret ve medeniyette yaptığı ilerlemelere ortak yapmak için giriştiği yenilik hareketlerinin bütünüdür .
Nizam-ı Cedit ıslahatının etkisi ise en çok askeri alanda görüldü. Önce mevcut ocakların ıslahatına girişildi. İdari ve askeri işlevlere ayrıldı. İşe yaramayan askerler ayıklandı. Ocakların kışlaları genişletildi.
Kısacası askeri alanda yapılan yenilikler şu çerçevede yapıldı;
1. Mevcut asker ocaklarının düzenlenmesi,
2. Avrupa usulünde yeni bir ordu kurulması,
3. Savaş, teknik müesseselerini düzenlenmesi.
Mevcut asker ocaklarını sil baştan yenilemek mümkün değildi. III. Selim bunun yerine mevcut ocakları yeniden düzenledi. Avrupa usulünde ise “Nizam-ı Cedit” ocağını kurdu. Yeni düzenleme ve yeni Avrupa usulünde bir ordunun kuruluşu ardından savaş teknik kurumları denilen tophane, tersane ve mühendishanenin düzenlenmesine de girişildi .
Ordu ve donanmada yapılan yenilikler ise çok paraya maloluyordu. İşte bu nedenle yani Nizam-ı Cedit’in masraflarını karşılamak için İrad-ı Cedit Defterdarlığı kuruldu .
III. Selim askerlik alanındaki bu yeni düzenlemeler dışında eğitim ve öğretim alanında da düzenlemelerde bulundu. Eğitimli subay ve teknik adamlar için Mühendisane-i Bahri Hümayun (1773) ile mühendishane-i Berr-i Hümayun (1795) okullarını kurdu. Bu okullarda ise Fransız subaylardan da yararlanıldı.
III. Selim’in ayrıca yaptığı yeni düzenlemeleri destekleyen önemli ıslahatlardan birisi de kitapların Türkçe’ye çevrilmesi ve Türkçe ya da yabancı dilde yazılmış kitapların okunması hususunda çeşitli tevsiyelerde bulunmuştur devlet adamlarına .
İdare alanında ise bozulmuş olan disiplini tekrar sağlamak amacıyla yeni düzenlemelere gidildi. Bu düzenlemeler ise kanunnamelerle belirlendi.
Ekonomik ve ticari düzenlemelerde de kaybolan disiplini sağlamak maksatıyla çalışmalar yapıldı. Çalışmalarda “tasarruf” temel alındı. Ticaret hayatında kişisel çıkarları gözönünde bulundururak bu yolda yapılan haksız uygulamaları tespit etmek ve disiplin altına almak için de yeni düzenlemeler getirildi (Karal, E., 1995:70-71).
Siyasi ve diplomasi alanında Avrupa ile ilişkiler yumuşayarak karşılıklı anlaşmalar yapıldı. Avrupa ile olan bu ilişkilere uygun bir örnek yenilik ise “daimi elçilikler”in kurulmasıdır .
Nizam-ı Cedit hareketini yani III. Selim ıslahatlarını değerlendiren farklı görüşler vardır.
Görüşlerden birisi Enver Ziya Karal’a aittir. “Enver Ziya Karal’a göre bu ıslahat, iddialı ismine uygun olarak hayatın pek çok alanlarını içine alan kapsamlı bir hareketti.
Bernard Lewis de bu görüşe yatkın bir dil kullanmakla birlikte esas ağırlığın askeri ıslahatta olduğunu belirtmektedir.
Stanford Shaw ise III. Selim’i ıslahatçılığını, yani gelenekçi ıslahat çizgisinin bir devamcısı saymaktadır. Shaw’a göre idari, iktisadi, toplumsal çağdaşlaşma yönünden genel çabalar söz konusu değildir (Akşin, 1995:82)” şeklinde III. Selim ıslahatları değerlendirilmiştir.
III. Selim ıslahatlarının durduğu dönem ise 1807-1808 gibi çok kısa bir süre padişahlık yapan IV. Mustafa dönemidir.
Islahatların yeniden canlanması ise II. Mahmut’un padişahlığıyla gündeme gelecektir.
II. Mahmut Dönemi
II. Mahmut dönemi ıslahatlarında ise geçmişten gelen birikim söz konusuydu. Bu birikim 18.yy Lale Devri ve III. Selim’den kalma birikimlerdi.
II. Mahmut düzeninin ya da ıslahatlarının genel karakterinde “İslami zihniyetle Batı düşüncesini bağdaştırmak” yer almaktadır. Bu ise çok güç görünüyordu. İşte bu nedenle de ileride göreceğimiz gibi ıslahatlar şekilsel kaldı.
Islahatlarında ağırlıklı olarak 1. Ordu, 2. Mektepler, 3. İktisadi (ticari) faaliyetler, 4. Devlet teşkilatında yenileme ya da Avrupa tarzı teşkilatlanmanın getirilmesi üzerinde yoğunlaştı. Bunların dışında diğer bir çok ıslahatlarda da bulunuldu.
II. Mahmut döneminde yabancılarla ya da Avrupa ile olan sıkı ilişkiler Avrupalı yaşayış tarzlarını beraberinde getirmiştir. Bu tarzlara devlet adamlarının, ulema sınıfının, asker ocaklarının karşı çıkması gündeme geldi ve özellikle de Yeniçeri ocağının bu konudaki direnci yenilikçilerin gelmesinde en büyük engel olmuştur.
II. Mahmut ilkin orduya yöneldi ve yeni düzenlemeler getirdi. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu bu dönemde iç ve dış baskı ve savaşlarla dağılma ve güçsüz olma noktasına gelmişti. Bu sebeple de II. Mahmut askerliğin düzene konulması konusunda Nizam-ı Cedit’e benzer “Sekban-ı Cedit” ocağını kurdu. Bu ocak ise Yeniçerilerin ayaklanmasına neden oldu. Ayaklanma ocağın kaldırılmasıyla sonuçlandı (Vaka-i Hayriye). Böylece II. Mahmut’un yenileşme çabaları önündeki Yeniçeri Ocağı engeli kalmamış oluyordu.
Vaka-i Hayriye ile birlikte yeni bir ordunun kurulması gündeme geldi. Yeni ordu Avrupa usulünde düzenlenmiş olan “Asakar-i Mansure-i Muhammediye” adıyla kuruldu. Diğer ocaklar devam ediyordu. Mansure ise Yeniçerilerin yerini almıştı .
II. Mahmut askerlik alanında yeni düzeni sağlam temellere dayandırmak için, Yüksek Harp Okulu ve Tıp okulu kurdu. Bunun için de Avrupa’ya eğitilmek üzere öğrenciler gönderdi .
Ayrıca yeni kurulan ordunun ihtiyaçlarını karşılamak ve devletin iktisadına yardım etmek amacıyla bazı fabrikalar kuruldu.
İktisadi tedbirlerin dışında sosyal faaliyetlerde de yenilikler getirildi. Türkiye’de ilk defa nüfus sayımının yapılması, yurt içi ve dışı gezilerde pasaportun çıkartılması, posta teşkilatının kurulması, polis teşkilatının oluşturulması sosyal hayata yapılan önemli yeniliklerdir .
Diğer önemli yenilik Avrupa’ya benzer bir devlet teşkilatının oluşturulmasıdır. Devlet işlerinin görüşülmesi üzerine meclisler ve komisyonlar oluşturuldu, sadrazamlık unvanı başvekalete çevrildi. Ve bakanlıklar oluşturularak Avrupa kabine sistemine benzer bir teşkilat oluşturuldu.
Bütün bu saydığımız, belirttiğimiz yenilikler Batılılaşma yolunda atılan önemli adımları içerisinde barındırıyordu.
Diğer etkinlikleri ise kısa başlıklar altında topladığımızda modernleşme ya da Batılılaşma yolunda ne kadar yol katedildiğini görebileceğiz.
Bu etkinlikler içerisinde içtimai faaliyetler ağırlıklı olarak göze çarpmaktadır. Bu ise Avrupa (Batı) tarzında bir yaşam yolu çizildiğini gösterir.
II. Mahmut yaşam tarzında önemli değişiklikler yaptı. Sarayı 1815’de Topkapı’dan Dolmabahçe’ye taşıdı. Mısır tarzında setre pantolon giymeye başladı. Avrupa’lı hükümdarlar gibi doğum günlerini kutlamaya, resimlerini devlet dairelerine astırmaya, etkinliklere, davetlere gitmeye, yurt içi gezilere çıkmaya başladı. Ayrıca Batı tarzında kıyafetler gündeme geldi ve askerlere giydirildi. Avupa tarzında giyim kuşam ve traş özellikle padişaha yakın çevresinde salgın halini aldı. Unumamak gerekir ki tüm bu yeniliklere karşı çıkanlar da oldu; ancak yeniçerilerin yokluğu karşı çıkanların seslerinin kısılmasına da neden oldu.
II. Mahmut tüm bu yaptıkları yenilikleri duyurmak üzere 1829’da ilk gazete Takvim-i Vakayi’yi kurdu.