byçarşı
02-01-2008, 03:57
Erzincan I. Dünya Savaşı sırasında 1916 yılında Ruslar tarafından işgal edilmiştir. 1918 yılına kadar da Rus işgali altında kalmıştır. Bölgedeki Müslüman halk bu işgal sırasında Rus ve özellikle Rus Ordusu’nda yer alan Ermenilerin baskısına maruz kalmıştır. 1918’de Brest-Litowsk Antlaşmasıyla Rus işgalinin sona ermesinden sonra ise bölgedeki Müslüman halk eşi görülmemiş bir Ermeni katliamı ve vahşetine uğramıştır. Bölge bu durumdan ancak Türk birliklerinin Erzincan’a girmesiyle kurtulabilmiştir.
GİRİŞ:
Tarihi milattan önceki dönemlere kadar çıkan ve kuruluşundan itibaren bölgede hakimiyet kurmak isteyen devletler arasında çekişmelere sahne olması dolayısıyla devamlı el değiştiren Erzincan, Uzun Hasan’ın 1473’te Otlukbeli’nde Anadolu’da Osmanlı Devletinin hakimiyetini kurmağa çalışan Fatih Sultan Mehmet’e yenilmesi ve Akkoyunlu hakimiyetinin son bulması sonrasında bir müddet yerli yöneticilerin elinde kalmış, bilahare Yavuz Sultan Selim’in 1514 yılında gerçekleştirdiği Çaldıran Seferi sırasında savaşsız olarak Osmanlı Devleti’ne katılmıştır.
Bundan sonra şehir Erzurum Eyaleti’ne bağlı Sancak merkezi haline getirilmiştir. Şehir, Osmanlı Devleti yönetiminde Celali İsyanları ile Abaza Hasan Paşa isyanı dışında uzun bir süre mühim bir olaya sahne olmamıştır. Dolayısıyla da uzun bir sükunet devri yaşamıştır. Bu dönemde Erzincan sınırlardan uzak kalması itibarıyla XIX Yüzyıla kadar doğuya sefere çıkan ordular için sadece bir konak yeri olma özelliğini taşıyacaktır.
XIX.Yüzyıl başlarında 1812 Osmanlı-Rus Savaşı ve özellikle 1829 yılında meydana gelen Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Rusların Erzurum önlerine kadar gelmeleri üzerine Erzincan, askeri bakımdan önemli bir mevkii durumuna gelecektir. Bu dönemde Erzincan, Erzurum Kalesi’nin örttüğü bir hareket üssü olacaktır. Bu durumda Erzincan, özellikle Türk tarihinde 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rusların Batum, Kars ve Ardahan’ı işgal etmeleri ve Osmanlı-Rus Sınırının Erzurum’a yaklaşması üzerine Erzincan’a nakledilen Osmanlı Devleti’nin IV. Ordusu’nun idare merkezi olacaktır.
ERMENİ MESELESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI
Diğer taraftan bu savaş sonrasında Osmanlı Devleti bir Ermeni problemi ile kaşı karşıya gelmiştir. Şöyle ki, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti’nin Ruslarla imzaladığı Ayastefanos Antlaşması’nda Osmanlı Devleti’nin doğu vilayetlerinde bir Ermeni Devleti kurulması öngörülmekteydi. Bu şekilde hem savaş sırasında Ruslarla birlikte hareket edip onlara yardım eden Ermeniler mükafatlandırılıyor, hem de Rusya’nın hakimiyeti Osmanlı Devleti’nin doğu vilayetlerinde genişletilmiş oluyordu. Ancak, Rusların bu şekilde güneye sarkması, aynı zamanda Avrupa Devletlerini de tehdit ettiğinden özellikle İngiltere ve Fransa’nın müdahalesiyle Ayastefanos Antlaşması yürürlüğe girmedi. Bilahare bu antlaşmanın yerine Berlin Antlaşması imza edildi. Bu yeni antlaşmada Ermeni Devletinden söz edilmemekle beraber, önceki antlaşmada sözü edilen doğu vilayetlerinde Ermeniler lehine bir takım ıslahatların yapılması öngörülmekteydi. Ancak yapılması istenen bu ıslahatlarla da aslında bölgede tedricen bir Ermeni devleti kurulması demekti. Nitekim antlaşmanın yürürlüğe girmesinden bir müddet sonra bağımsız bir Ermenistan kurma hayaliyle örgütlenen Osmanlı Ermenileri, dışarıdan da aldıkları destekle, Devlete karşı ayaklanmalar çıkaracaklardır. İşte bu şekilde 1890 yılından itibaren Taşnak ve Hınçak adlı Ermeni Örgütlerinin önderliğinde gerçekleştirilen ayaklanmaların önemli bir kısmı Erzincan ve çevresinde vuku bulacaktır.
I. DÜNYA SAVAŞI VE ERZİNCAN’IN İŞGALİ
Bu olayların arkasından Erzincan, çok önemli olaylara ve gelişmelere 1. Dünya Savaşı sırasında sahne olacaktır. Bilindiği gibi, Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı başladığı sırada Almanya ile İttifak yaparak Üçlü İttifak gurubunda yerini almıştı. Bu sırada Savaşın Almanya’nın düşündüğü ve planladığı gibi bir gelişme göstermemesi ve dolayısıyla Almanya ile müttefiki Avusturya’nın Avrupa’da sıkışması üzerine, Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi önem kazandı. Bu sebeple Almanya, kendisi ile ittifak yapmış olan Osmanlı Devletine savaşa girmesi için baskı yapmağa başladı. Bu ortamda Osmanlı Devleti, bir takım bahanelerle savaşa girmeyi bir müddet geciktirdiyse de sonuçta, 29-30 Ekim 1914 gecesi Alman Amiral Souchon komutasındaki Osmanlı Donanması’nın Enver Paşa’nın bilgisi dahilinde Karadeniz’de Odesa ve Sivastopol gibi Rus Limanlarını bombalamasıyla savaşa katıldı.
Bu şekilde savaşa katılan Osmanlı Devletinin savaş planında, 93 Harbinde Rusya’nın eline geçmiş bulunan Kars, Ardahan ve Batum gibi yerleri geri almak da vardı. Bunun yanı sıra Avrupa’da sıkışmış bulunan müttefiklerini de rahatlatmış olacaktı. Bu çerçevede Rusya’ya bir darbe vurmak için Güney Kafkasya ile Kuzey İran’a girip Rusların arkasını çevirmek üzere Başkomutan Enver Paşa bizzat bölgeye gelip komutayı devralarak, 22 Aralık 1914’te bölgedeki ordu birliklerine Sarıkamış-Urumiye istikametinde taarruz emri verdi.
Esasında daha Kasım 1914’ten itibaren çatışmaların başladığı bölgede Rusların iyi tahkim edilmiş, Yüksek tepelere hakim 160 bin askeri bulunmaktaydı. Buna karşılık bölgede yeterli kış donanımı da bulunmayan 150 bin Türk askeri vardı. Bu ortamda Türk kuvvetlerince başlatılan taarruz harekatı planlanan bir şekilde gerçekleştirilemedi. Çünkü biraz önce belirttiğimiz durumun yanı sıra Türk birlikleri henüz doğru dürüst haritası bile çıkarılmamış olan 960 Km uzunluğunda, 480 Km eninde askeri yada ikmal malzemesini ulaştıracak demiryolu olmayan çok geniş bir arazide yayılmıştı. En yakın demiryolu cepheden 960 Km uzaktaydı. Arazide yalnızca dar ve dik birkaç karayolu vardı. Hiç bakım görmeyen köprülerin neredeyse tümü çökmüş olduğundan ırmaklar ancak sığ yerlerden yürünerek geçilebiliniyordu. Bu durumda cephane ve diğer malzemenin deve kollarıyla getirilmesi gerekiyordu. Bu da altı haftalık bir yol demekti. Bunun yanı sıra bu zor şartları içeren ikmal yolları Ermeni komitacıların tehdidi altındaydı. Yani onlar tarafından vurulmaktaydı. Diğer taraftan bölgenin büyük bir kısmında yerleşim yoktu. Ayrıca taarruz harekatı başladığı sıralarda bastırmış olan kış ve kar fırtınaları bölgenin büyük bir bölümünü geçilmez bir hale getirmişti. İşte böyle bir lojistik ortamda gerçekleştirilmeğe çalışılan Kafkas harekatı sırasında Türk Ordusu karın derin olması yüzünden toplarını geride bıraktı. Askerler, -20 derece soğukta ve çadırsız olarak ordugah kurmak zorunda kaldılar. Harekat sırasında askerlerin yiyecekleri tükendi. Ayrıca askerler kar fırtınalarının kapattığı karmaşık dağ geçitlerinde yollarını kaybettiler. Bunların yanı sıra asker arasında tifüs salgını başladı. İşte böyle bir olumsuz ortamda birbirleriyle ilişkileri kopan Türk birlikleri Rus cephelerine koordineli bir harekat ve baskın gerçekleştiremedi. Rus cephelerine ulaşabilenler de mevzilerinde bulunan Rus birliklerince imha edildiler. Bu şekilde 1915 yılı Ocak ayına gelindiğinde soğuktan, hastalıktan ve çarpışmalardan Türk birliklerinin % 90’a yakın kısmı hayatım kaybetti.
Bu gelişme sonunda tabii ki cephedeki inisiyatif Rusların eline geçti. Bilahere 27 Mart 1915’te Artvin’i ele geçiren Ruslar bundan sonra 15 Nisan 1915’te Van’daki Ermenilerin ayaklanarak Van’ı ele geçirip yakmasından da istifadeyle Güneye Malazgirt ve Van bölgesine sarkarak buraları işgal ettiler. Buna mukabil Doğu Cephesinde asıl Rus faaliyeti, Çar’ın 1915 kış mevsiminde bütün Rus Orduları Başkumandanlığı’nı fiili olarak üstlenip, Kafkas Valiliğine de Grandük Nikola Nikolayeviç’in getirilmesinden ve özellikle Çanakkale Cephesi’ndeki İtilaf Devletlerinin başarısızlığı sonrasında bunu örtmek gayesiyle olacak Rusların 1916 yılı başlarında tekrar taarruza geçmesiyle başladı. Bu taarruz sonucu Ruslar, bölgede zayıf durumda bulunan Türk kuvvetlerine karşı kısa zamanda üstünlüğü ele alarak, 11 Ocak 19l6’da 3. Ordu cephesini yardılar. Bundan sonra Ruslar sırasıyla 1916 yılı 16 Şubatında Erzurum ve Muş’u, 3 Mart’ta Bitlis’i, 8 Mart’ta Rize’yi, Nisan’ın 19’unda Trabzon’u, Temmuz ayında da Gümüşhane, Kelkit ve Erzincan’ı işgal ettiler.
Böylece Erzincan 25 Temmuz 1916’dan itibaren Rus işgali altına girmiş oluyordu. Bu gelişmeler sonrasında 2. ve 3. Ordunun Ruslara karşı tertip etmek istedikleri ortak taarruz da sonuçsuz kaldı. Bunu yanı sıra Mustafa Kemal Paşa’nın Kumandanlığını yaptığı 16. Kolordu Ruslara karşı bir çevirme harekatı gerçekleştirerek, 6 / 7 Ağustos tarihlerinde Muş ile Bitlis’i geri aldı. Aynı zamanda 9 Eylül’e kadar süren harekatla Rus ileri harekatı da durduruldu. Bundan sonra Erzincan’ın da içinde bulunduğu bölgede bir müddet pek önemli bir gelişme olmadı.
ERZİNCAN’DA RUS İŞGALİNİN SONA ERMESİ
Bu arada Rusya’da 1917 Şubat ayında bir ihtilal meydana geldi. Bu durum Rus Ordusunda bir gevşeme meydana getirdi. Bu ortamda Rusya’da ihtilalden sonra işbaşına gelmiş olan yeni yönetim ile Osmanlı Devleti arasında mütareke teklifleri oldu. Bu arada Rusya’da Ekim 1917’de ikinci bir ihtilal meydana geldi. Bu ihtilalden sonra iktidara gelmiş olan Bolşevik yönetimi 1. Dünya Savaşı’ndan toptan çekilme kararı aldı. Bu arada savaş sırasında İtilaf Devletleri arasında yapılan gizli antlaşmaları da açıkladı. Bilahare Rusya savaştan çekilme kararı doğrultusunda 21 Kasım 1917’de Müttefik Elçilerine verdiği notalarla bütün cephelerde mütareke yapılması teklifinde bulundu. Bu isteğe Almanya 27 Kasım’da cevap verdi. Mütareke görüşmelerine 29 Kasım’da Doğu Cephesi Genel Kumandanlığı’nın karargahı olan Brest-litowsk’da Doğu Cephesi Erkan-ı Harbiye Reisi General Hoffmann başkanlığında başlandı. Görüşmelere Osmanlı Devleti adına Berlin Askeri Ataşesi Zeki Paşa katıldı. Görüşmeler 15 Aralık 1917’de tamamlandı ve Almanya. Avusturya-Macaristan. Bulgaristan ve Türkiye ile Rusya arasında Mütareke imzalandı.
Bu sırada 15 Aralık’ta Erzincan-Refahiye yolu üzerinde her iki taraf hatları arasında Türk ve Rus delegelerinin buluşup Erzincan’da görüşme yapmaları da karara bağlandı. Bunun üzerine Erzincan’da, 3. Ordu Kurmay Başkanı Kurmay Albay Ömer Lütfü Bey’in başkanlığında bir heyet ile Rus heyeti arasında üç gün süren görüşmeler sonunda 18 Aralık’ta 14 maddelik Erzincan Mütarekesi imzalandı. Böylece Kafkas Cephesi’nde savaş sona ermekteydi.
Bu gelişmenin arkasından 20 Aralık’ta Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan ile Bolşevik Rusya arasında Brest-Litowsk’ta barış görüşmelerine de başlandı. Ancak şimdi Ruslar işi biraz ağırdan alıyorlardı. Bu sırada yeni Rus yöneticileri yani Bolşevik Ruslar, Osmanlı Devletinin İtilaf Devletlerine yenileceğini göz önünde tutarak, kesin barış antlaşması yapılmadan önce işgal altında tuttukları bölgeyi Rusya’nın çıkarlarına göre düzenlemek yani bölgede bir Ermeni yönetimi oluşturmak istediler. Aşağıda da belirtileceği gibi bölgede bu yönde girişimlerde bulundular. Diğer taraftan Osmanlı Devletini eski Sadrazam o sırada ise Berlin Büyükelçisi olan İbrahim Hakkı Paşa’nın temsil ettiği ve bir ara yani 8 ocak 1918’den şubat ortalarına kadar Osmanlı heyetine Sadrazam Talat Paşa’nın başkanlık ettiği görüşmeler anlaşma ile sonuçlanarak, 3 Mart 1918’de barış antlaşması imzalandı. İşte bu antlaşmanın 4. maddesine göre Ruslar, Doğu Anadolu’dan geri çekiliyorlar ve 1878’den beri işgal altında tuttukları Kars, Ardahan ve Batum’u da Osmanlı Devleti’ne geri veriyorlardı.
GİRİŞ:
Tarihi milattan önceki dönemlere kadar çıkan ve kuruluşundan itibaren bölgede hakimiyet kurmak isteyen devletler arasında çekişmelere sahne olması dolayısıyla devamlı el değiştiren Erzincan, Uzun Hasan’ın 1473’te Otlukbeli’nde Anadolu’da Osmanlı Devletinin hakimiyetini kurmağa çalışan Fatih Sultan Mehmet’e yenilmesi ve Akkoyunlu hakimiyetinin son bulması sonrasında bir müddet yerli yöneticilerin elinde kalmış, bilahare Yavuz Sultan Selim’in 1514 yılında gerçekleştirdiği Çaldıran Seferi sırasında savaşsız olarak Osmanlı Devleti’ne katılmıştır.
Bundan sonra şehir Erzurum Eyaleti’ne bağlı Sancak merkezi haline getirilmiştir. Şehir, Osmanlı Devleti yönetiminde Celali İsyanları ile Abaza Hasan Paşa isyanı dışında uzun bir süre mühim bir olaya sahne olmamıştır. Dolayısıyla da uzun bir sükunet devri yaşamıştır. Bu dönemde Erzincan sınırlardan uzak kalması itibarıyla XIX Yüzyıla kadar doğuya sefere çıkan ordular için sadece bir konak yeri olma özelliğini taşıyacaktır.
XIX.Yüzyıl başlarında 1812 Osmanlı-Rus Savaşı ve özellikle 1829 yılında meydana gelen Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Rusların Erzurum önlerine kadar gelmeleri üzerine Erzincan, askeri bakımdan önemli bir mevkii durumuna gelecektir. Bu dönemde Erzincan, Erzurum Kalesi’nin örttüğü bir hareket üssü olacaktır. Bu durumda Erzincan, özellikle Türk tarihinde 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rusların Batum, Kars ve Ardahan’ı işgal etmeleri ve Osmanlı-Rus Sınırının Erzurum’a yaklaşması üzerine Erzincan’a nakledilen Osmanlı Devleti’nin IV. Ordusu’nun idare merkezi olacaktır.
ERMENİ MESELESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI
Diğer taraftan bu savaş sonrasında Osmanlı Devleti bir Ermeni problemi ile kaşı karşıya gelmiştir. Şöyle ki, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti’nin Ruslarla imzaladığı Ayastefanos Antlaşması’nda Osmanlı Devleti’nin doğu vilayetlerinde bir Ermeni Devleti kurulması öngörülmekteydi. Bu şekilde hem savaş sırasında Ruslarla birlikte hareket edip onlara yardım eden Ermeniler mükafatlandırılıyor, hem de Rusya’nın hakimiyeti Osmanlı Devleti’nin doğu vilayetlerinde genişletilmiş oluyordu. Ancak, Rusların bu şekilde güneye sarkması, aynı zamanda Avrupa Devletlerini de tehdit ettiğinden özellikle İngiltere ve Fransa’nın müdahalesiyle Ayastefanos Antlaşması yürürlüğe girmedi. Bilahare bu antlaşmanın yerine Berlin Antlaşması imza edildi. Bu yeni antlaşmada Ermeni Devletinden söz edilmemekle beraber, önceki antlaşmada sözü edilen doğu vilayetlerinde Ermeniler lehine bir takım ıslahatların yapılması öngörülmekteydi. Ancak yapılması istenen bu ıslahatlarla da aslında bölgede tedricen bir Ermeni devleti kurulması demekti. Nitekim antlaşmanın yürürlüğe girmesinden bir müddet sonra bağımsız bir Ermenistan kurma hayaliyle örgütlenen Osmanlı Ermenileri, dışarıdan da aldıkları destekle, Devlete karşı ayaklanmalar çıkaracaklardır. İşte bu şekilde 1890 yılından itibaren Taşnak ve Hınçak adlı Ermeni Örgütlerinin önderliğinde gerçekleştirilen ayaklanmaların önemli bir kısmı Erzincan ve çevresinde vuku bulacaktır.
I. DÜNYA SAVAŞI VE ERZİNCAN’IN İŞGALİ
Bu olayların arkasından Erzincan, çok önemli olaylara ve gelişmelere 1. Dünya Savaşı sırasında sahne olacaktır. Bilindiği gibi, Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı başladığı sırada Almanya ile İttifak yaparak Üçlü İttifak gurubunda yerini almıştı. Bu sırada Savaşın Almanya’nın düşündüğü ve planladığı gibi bir gelişme göstermemesi ve dolayısıyla Almanya ile müttefiki Avusturya’nın Avrupa’da sıkışması üzerine, Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi önem kazandı. Bu sebeple Almanya, kendisi ile ittifak yapmış olan Osmanlı Devletine savaşa girmesi için baskı yapmağa başladı. Bu ortamda Osmanlı Devleti, bir takım bahanelerle savaşa girmeyi bir müddet geciktirdiyse de sonuçta, 29-30 Ekim 1914 gecesi Alman Amiral Souchon komutasındaki Osmanlı Donanması’nın Enver Paşa’nın bilgisi dahilinde Karadeniz’de Odesa ve Sivastopol gibi Rus Limanlarını bombalamasıyla savaşa katıldı.
Bu şekilde savaşa katılan Osmanlı Devletinin savaş planında, 93 Harbinde Rusya’nın eline geçmiş bulunan Kars, Ardahan ve Batum gibi yerleri geri almak da vardı. Bunun yanı sıra Avrupa’da sıkışmış bulunan müttefiklerini de rahatlatmış olacaktı. Bu çerçevede Rusya’ya bir darbe vurmak için Güney Kafkasya ile Kuzey İran’a girip Rusların arkasını çevirmek üzere Başkomutan Enver Paşa bizzat bölgeye gelip komutayı devralarak, 22 Aralık 1914’te bölgedeki ordu birliklerine Sarıkamış-Urumiye istikametinde taarruz emri verdi.
Esasında daha Kasım 1914’ten itibaren çatışmaların başladığı bölgede Rusların iyi tahkim edilmiş, Yüksek tepelere hakim 160 bin askeri bulunmaktaydı. Buna karşılık bölgede yeterli kış donanımı da bulunmayan 150 bin Türk askeri vardı. Bu ortamda Türk kuvvetlerince başlatılan taarruz harekatı planlanan bir şekilde gerçekleştirilemedi. Çünkü biraz önce belirttiğimiz durumun yanı sıra Türk birlikleri henüz doğru dürüst haritası bile çıkarılmamış olan 960 Km uzunluğunda, 480 Km eninde askeri yada ikmal malzemesini ulaştıracak demiryolu olmayan çok geniş bir arazide yayılmıştı. En yakın demiryolu cepheden 960 Km uzaktaydı. Arazide yalnızca dar ve dik birkaç karayolu vardı. Hiç bakım görmeyen köprülerin neredeyse tümü çökmüş olduğundan ırmaklar ancak sığ yerlerden yürünerek geçilebiliniyordu. Bu durumda cephane ve diğer malzemenin deve kollarıyla getirilmesi gerekiyordu. Bu da altı haftalık bir yol demekti. Bunun yanı sıra bu zor şartları içeren ikmal yolları Ermeni komitacıların tehdidi altındaydı. Yani onlar tarafından vurulmaktaydı. Diğer taraftan bölgenin büyük bir kısmında yerleşim yoktu. Ayrıca taarruz harekatı başladığı sıralarda bastırmış olan kış ve kar fırtınaları bölgenin büyük bir bölümünü geçilmez bir hale getirmişti. İşte böyle bir lojistik ortamda gerçekleştirilmeğe çalışılan Kafkas harekatı sırasında Türk Ordusu karın derin olması yüzünden toplarını geride bıraktı. Askerler, -20 derece soğukta ve çadırsız olarak ordugah kurmak zorunda kaldılar. Harekat sırasında askerlerin yiyecekleri tükendi. Ayrıca askerler kar fırtınalarının kapattığı karmaşık dağ geçitlerinde yollarını kaybettiler. Bunların yanı sıra asker arasında tifüs salgını başladı. İşte böyle bir olumsuz ortamda birbirleriyle ilişkileri kopan Türk birlikleri Rus cephelerine koordineli bir harekat ve baskın gerçekleştiremedi. Rus cephelerine ulaşabilenler de mevzilerinde bulunan Rus birliklerince imha edildiler. Bu şekilde 1915 yılı Ocak ayına gelindiğinde soğuktan, hastalıktan ve çarpışmalardan Türk birliklerinin % 90’a yakın kısmı hayatım kaybetti.
Bu gelişme sonunda tabii ki cephedeki inisiyatif Rusların eline geçti. Bilahere 27 Mart 1915’te Artvin’i ele geçiren Ruslar bundan sonra 15 Nisan 1915’te Van’daki Ermenilerin ayaklanarak Van’ı ele geçirip yakmasından da istifadeyle Güneye Malazgirt ve Van bölgesine sarkarak buraları işgal ettiler. Buna mukabil Doğu Cephesinde asıl Rus faaliyeti, Çar’ın 1915 kış mevsiminde bütün Rus Orduları Başkumandanlığı’nı fiili olarak üstlenip, Kafkas Valiliğine de Grandük Nikola Nikolayeviç’in getirilmesinden ve özellikle Çanakkale Cephesi’ndeki İtilaf Devletlerinin başarısızlığı sonrasında bunu örtmek gayesiyle olacak Rusların 1916 yılı başlarında tekrar taarruza geçmesiyle başladı. Bu taarruz sonucu Ruslar, bölgede zayıf durumda bulunan Türk kuvvetlerine karşı kısa zamanda üstünlüğü ele alarak, 11 Ocak 19l6’da 3. Ordu cephesini yardılar. Bundan sonra Ruslar sırasıyla 1916 yılı 16 Şubatında Erzurum ve Muş’u, 3 Mart’ta Bitlis’i, 8 Mart’ta Rize’yi, Nisan’ın 19’unda Trabzon’u, Temmuz ayında da Gümüşhane, Kelkit ve Erzincan’ı işgal ettiler.
Böylece Erzincan 25 Temmuz 1916’dan itibaren Rus işgali altına girmiş oluyordu. Bu gelişmeler sonrasında 2. ve 3. Ordunun Ruslara karşı tertip etmek istedikleri ortak taarruz da sonuçsuz kaldı. Bunu yanı sıra Mustafa Kemal Paşa’nın Kumandanlığını yaptığı 16. Kolordu Ruslara karşı bir çevirme harekatı gerçekleştirerek, 6 / 7 Ağustos tarihlerinde Muş ile Bitlis’i geri aldı. Aynı zamanda 9 Eylül’e kadar süren harekatla Rus ileri harekatı da durduruldu. Bundan sonra Erzincan’ın da içinde bulunduğu bölgede bir müddet pek önemli bir gelişme olmadı.
ERZİNCAN’DA RUS İŞGALİNİN SONA ERMESİ
Bu arada Rusya’da 1917 Şubat ayında bir ihtilal meydana geldi. Bu durum Rus Ordusunda bir gevşeme meydana getirdi. Bu ortamda Rusya’da ihtilalden sonra işbaşına gelmiş olan yeni yönetim ile Osmanlı Devleti arasında mütareke teklifleri oldu. Bu arada Rusya’da Ekim 1917’de ikinci bir ihtilal meydana geldi. Bu ihtilalden sonra iktidara gelmiş olan Bolşevik yönetimi 1. Dünya Savaşı’ndan toptan çekilme kararı aldı. Bu arada savaş sırasında İtilaf Devletleri arasında yapılan gizli antlaşmaları da açıkladı. Bilahare Rusya savaştan çekilme kararı doğrultusunda 21 Kasım 1917’de Müttefik Elçilerine verdiği notalarla bütün cephelerde mütareke yapılması teklifinde bulundu. Bu isteğe Almanya 27 Kasım’da cevap verdi. Mütareke görüşmelerine 29 Kasım’da Doğu Cephesi Genel Kumandanlığı’nın karargahı olan Brest-litowsk’da Doğu Cephesi Erkan-ı Harbiye Reisi General Hoffmann başkanlığında başlandı. Görüşmelere Osmanlı Devleti adına Berlin Askeri Ataşesi Zeki Paşa katıldı. Görüşmeler 15 Aralık 1917’de tamamlandı ve Almanya. Avusturya-Macaristan. Bulgaristan ve Türkiye ile Rusya arasında Mütareke imzalandı.
Bu sırada 15 Aralık’ta Erzincan-Refahiye yolu üzerinde her iki taraf hatları arasında Türk ve Rus delegelerinin buluşup Erzincan’da görüşme yapmaları da karara bağlandı. Bunun üzerine Erzincan’da, 3. Ordu Kurmay Başkanı Kurmay Albay Ömer Lütfü Bey’in başkanlığında bir heyet ile Rus heyeti arasında üç gün süren görüşmeler sonunda 18 Aralık’ta 14 maddelik Erzincan Mütarekesi imzalandı. Böylece Kafkas Cephesi’nde savaş sona ermekteydi.
Bu gelişmenin arkasından 20 Aralık’ta Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan ile Bolşevik Rusya arasında Brest-Litowsk’ta barış görüşmelerine de başlandı. Ancak şimdi Ruslar işi biraz ağırdan alıyorlardı. Bu sırada yeni Rus yöneticileri yani Bolşevik Ruslar, Osmanlı Devletinin İtilaf Devletlerine yenileceğini göz önünde tutarak, kesin barış antlaşması yapılmadan önce işgal altında tuttukları bölgeyi Rusya’nın çıkarlarına göre düzenlemek yani bölgede bir Ermeni yönetimi oluşturmak istediler. Aşağıda da belirtileceği gibi bölgede bu yönde girişimlerde bulundular. Diğer taraftan Osmanlı Devletini eski Sadrazam o sırada ise Berlin Büyükelçisi olan İbrahim Hakkı Paşa’nın temsil ettiği ve bir ara yani 8 ocak 1918’den şubat ortalarına kadar Osmanlı heyetine Sadrazam Talat Paşa’nın başkanlık ettiği görüşmeler anlaşma ile sonuçlanarak, 3 Mart 1918’de barış antlaşması imzalandı. İşte bu antlaşmanın 4. maddesine göre Ruslar, Doğu Anadolu’dan geri çekiliyorlar ve 1878’den beri işgal altında tuttukları Kars, Ardahan ve Batum’u da Osmanlı Devleti’ne geri veriyorlardı.