byçarşı
02-01-2008, 04:43
Dünyaya Doğan Güneş:
Programın ismini kesinlikle harika seçmişler.İzlerken mest oluyorum.Kendi adıma konuşayım tarihimizi pek fazla bilmiyorum.Başta Osmanlı tarihi olmak üzere..Bu büyük ayıp,çok üzülüyorum..Derslerim zaten tarihle alakasız ve gücümün çoğunu,araştırmalarımı onlar alıyor..Ancak böyle programlar benim gibiler için kaçırılmaması gereken büyük nimet.İzlerken göreceksiniz,ata-babalarımız ne kadar üstün bir medeniyet yaratmış.Diyalogdur,şudur,budur tartışılsın ama bence asıl önemli olan bu üstün medeniyeti yaratan insanları,düşünceyi,koşulları,imanı anlamak ve nasıl oldu da bu medeniyetin torunları ve bu medeniyet eski halinden bu kadar uzaklaştı,bunları düşünmek...
Allah-u Teala yeni Kurtuba Üniversiteleri kuracak,yeniden dünyayı aydınlatan Türkistan'lıları yetiştirecek,doğu'nun eskiden olduğu gibi birlikte ve İslam'la şereflenmiş günlerine dönecek gücü ve ilhamı bizlere nasip etsin.
Türk – İslam alimlerinin buluşları
İbni Sina’nın “Kitab-ül Şifa” adlı eserinin yüzlerce yıl Aristo’nun eseri olarak Avrupa’da okutulduğunu, Biruni’nin Yerçekimi Yasası’nı Newton’dan önce bulduğunu, Cabir Hayyan’ın 8. yüzyılda akıl yoluyla insanın kopyalanabileceğini ortaya attığını, Harezmi’nin 9. yüzyılda “0” rakamını bularak matematik biliminin bugünkü düzeyine ulaşmasını sağladığını kaçımız biliyor? Bilim tarihinin, bizi yakından ilgilendiren ama bilinmediğimiz bu yüzünü, “Dünyaya Doğan Güneş” adlı yapımla her salı 21.30’da TRT-2’de izleyin.
Batılı bilim adamlarını icat ettiğini sandığımız bazı buluşların Türk ve İslam bilginleri tarafından ortaya konduğunu, bugün hayretle ve hayranlıkla öğreniyoruz. Türk ve İslam bilginleri, yüzyıllar önce çok sayıda buluş ile günlük hayatta kullanılan alet ve cihazları icat ettiler. Dünya bilim tarihine adını altın harflerle yazdıran Türk – İslam bilim adamları ve onların icat ve keşifleri, “Dünyaya Doğan Güneş – İslam Bilim Tarihi” adlı 10 bölümlük belgeselle ele alınıyor. Astronomi, coğrafya, harita, matematik, fizik, kimya, tıp alanlarında adından söz ettiren tarihi simaların evrensel olana hizmetleri çarpıcı görüntülerle veriliyor.
Ankara Televizyonu Belgesel Programlar Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Dünyaya Doğan Güneş” adlı belgesel, kamuoyu tarafından az bilinen bu konulara ışık tutuyor. Aslında iki bölüm yapmak üzere yola çıkılan ama 10 bölüm olarak tamamlanan programda yüzyıllar öncesinden dünyaya ışık olan Türk-İslam alimlerinin insanlığa bıraktıkları değerli miras anlatılıyor. Bu alandaki buluş ve icatları ele alarak Türk ve dünya kamuoyuna sunmak ve özellikle gençlerimizi bilimsel araştırmalara teşvik etmek amacıyla hazırlanan programın çekimleri başta Türkiye olmak üzere Almanya, İran, Mısır ve Özbekistan’da gerçekleştirildi.
İslam bilim tarihinin konu edildiği “Dünyaya Doğan Güneş”, bilim tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin’in anlatımıyla renkleniyor. Sezgin’in Türk ve İslam bilginlerinin icat ve buluşları onların yazdığı, kitap risale ve belgelerden yola çıkarak yapmış olduğu modeller, bugün Almanya’da Goethe Üniversitesi’ne bağlı İslam Bilim Tarihi Enstitüsü Müzesi’nde sergileniyor. Bilginlerimizin icat ve buluşları, yazdıkları eserler astronomi, coğrafya, matematik, fizik, kimya, müzik, mimari gibi bölümlerde müzenin salonlarını süslüyor. Biruni, El Cezeri, Takuyiddin, İbni Sina, Ali Kuşçu, Ömer Hayyam, Harezmi, İbnül Heysem, Cabir el Hayyan, Ebu Bekir Razi, Uluğbey ve onlar gibi pek çok bilim adamının şimdiye kadar birçoğumuzun bilmediği icat ve keşifleri, belgelerin ışığında TRT ekranlarına yansıyor.
On asırlık yanlış
Örneğin Türk bilgini İbni Sina’nın “Kitab-ül Şifa” adlı eseri, yüzlerce yıl Aristo’nun eseri olarak Avrupa’da okutuldu. Bu yanlışlık İngiliz bilim adamı Eric Holmyard tarafından ancak 1928 yılında düzeltildi. İbni Sina’nın 10. yüzyılda yaşayan bir bilgin olduğu göz önüne alınınca bu hatanın 10 asır boyunca devam ettiği ortaya çıkıyor.
Dünya bilim tarihine “Altın çağ” olarak damgasını vuran Türk İslam bilginleri, 8. yüzyıldan itibaren bilim dünyasının ebedi aydınlığı oldular. Cabir el Hayyan, Fergani, Biruni, Harezmi, Razi, İbni Sina, Sabit Bin Kusra, Heysem, Ebul Vefa, Battani ve nice Türk İslam bilginleri matematik, fizik, kimya ve tıp ilminin temellerini oluşturdular.
Batılı bilim adamlarından Bergson’un “Daha 14. asırda İslam ülkeleri birer ilim ve irfan fuarı. Hükümdar saraylarının her taşı inci gibi işlenmiş birer sanat abidesi, birer ilim ve marifet merkezi olarak gözleri kamaştırırken Avrupa yoğun bir cehalet ve karanlık içindeydi.” sözleriyle özetlediği tespitleri ne kadar dikkat çekici değil mi?
Medeniyet bütün milletlerin ortak malı. Bugünkü medeniyet çizgisinde her milletin az çok payı var. Tarihi süreç içinde Mısırlı, Yunanlı, Çinli, Hindu, İranlı, Arap ve Türk bilginler medeniyet yarışında ilmin bayrağını yükseltmeye çalıştılar. Ortaçağ’da ise Türk - İslam bilginleri hep öncü rolü oynadı. Akla ve bilgiye dayalı bugünkü uygarlığın sahip olduğu bir çok değere kaynaklık ettiler.
Ortaçağ’da Avrupa hurafelerle uğraşırken İslam dünyası “Aydınlanma Çağını” yaşıyordu. Ünlü Türk bilgini Harezmi 9. yüzyılda “0” rakamını bularak matematik biliminin bugünkü düzeyine ulaşmasını sağladı. Logaritmayı ortaya koyan ilk kişi oldu. “El Cebir” adlı kitabı Chesterli Robert ve Cremonalı Gerard tarafından 12. yüzyılda Latince’ye çevrildi. Bu kitapta Harezmi ikinci dereceden bir polinomu katsayılarının işaretine göre 6 sınıfa ayırarak sistematik olarak köklerin nasıl bulunacağını gösterdi. “Hesap” adlı kitabında ise dört işlemin nasıl yapıldığını anlattı. Harezmi açıların trigonometrik fonksiyonlarla ifade edildiğini gösteren tablolar ve kitaplarıyla matematikte çığır açan bir bilgin oldu.
Cabir Hayyan kimyasal maddeleri uçucu, uçucu olmayan, yanan ve yanmayan maddeler olarak dört grupta topladı. Akıl yoluyla insanın kopyalanabileceğini 8. yüzyılda ortaya attı. Bu çalışmalarıyla modern kimyanın kurucusu Lavosier’e öncülük etti.
Biruni “Yerçekimi Nazariyesini” Newton’dan önce buldu. “Rasati İnhitat-il Ufuk” adlı kitabında yer kürenin yarı çapını 6 bin 324.66 km olarak bugünkü geçeğe en yakın şekilde verdi.
Kamuoyu tarafından az bilinen bu konulara ışık tutan belgesel; Mehmet Ali Özpolat (yönetmen – yapım), Adem Özkan (yapım), İlhan Garip (görüntü yönetmeni – kamera), Şerafettin Göker (kamera), Hikmet Aykut (yapım yrd.), Mustafa Koca (kurgu), Prof. Dr. Öcal Oğuz ( metin yazarı), Prof. Dr. Fuat Sezgin (danışman), İrfan Gürdal (özgün müzik) imzasıyla hazırlandı.
DİĞER İSLAM ALİMLERİ VE BULUŞLARI:
Abdüsselam : ( 1926 - ) Pakistanlı Fizik Bilgini İlk nobel ödülü alan müslüman bilim adamı. Ahmed Bin Musa : ( 10. yüzyıl ) Sistem mühendisliğinin Öncüsü. Astronom ve Mekanikçi. Akşemseddin : ( 1389 - 1459 ) Pasteur önce Mikrobu bulan ilk bilim adamı. İstanbulun fethinin manevi babasıdır. Fatih sultan Mehmet' in Hocasıdır
Ali Bin Abbas : ( ? - 994 ) 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapan bilim adamı. Kılcal damar sitemini ilk defa ortaya atan bilim adamıdır. Eski çağın en büyük hekimlerinden olan hipokratesin (Hipokrat) Doğum olayı görüşünü kökünden yıktı.
Ali Bin İsa : ( 11. yüzyıl ) İlk defa göz hastalıkları hakkında eser veren müslüman bilim adamı. Ali Bin Rıdvan : ( ? - 1067 ) Batıya tedavi metodlarını öğreten islam alimi.
Ali Kuşçu : ( ? - 1474 ) Ünlü Bir türk astronomi ve matematik bilginidir. Ammar : ( 11 yüzyıl ) İlk katarak ameliyatını kendine has biçimde yapan müslüman bilim adamı.
Battani : ( 858 - 929 ) Dünyanın en meşhur 20 astrononumdan biri trigonometrinin mucidi, sinus ve kosinüs tabirlerini kullanan ilk bilgin.
Beyruni : ( 973 - 1051 ) Dünyanın döndüğünü ilk bulan bilim adamı ümit burnu, amerika ve japonyanın varlığından bahseden ilk bilim adamı. Beyruni amerika kıtasının varlığını kristof colomb'un Keşfinden 500 sene önce bildirmiştir. Matematik, Jeoloji, Coğrafya, Tıp, Felsefe, Fizik, Astronomi gibi dallarda eserler yazmıştır. Çağın En Büyük Alimidir.
Bitruci : ( 13. yüzyıl ) Kopernik'e yol açan öncülük eden astronom bilim adamı.
Cabir Bin Eflah : ( 12. yüzyıl ) Ortaçağın büyük matematik ve astronom bilginidir . Çubuklu güneş saatini bulan ilk bilim adamıdır.
Cabir Bin Hayyan : ( 721 - 805 ) Atom bombası fikrinin ilk mucidi ve kimyanın babası sayılır. Maddenin en Küçük parçası atomun parçalana bileciğini bundan 1200 sene önce söylemiştir. Cahiz : ( 776 - 869 ) Zooloji İlminin öncülerindendir. Hayvan gübresinden amonyak elde etmiştir.
Cezeri : ( 1136 - 1206 ) İlk sistem mühendisi ve ilk sibernetikçi ve elektronikçi Bilgisayarın babası; oysa bilgisayarın babası yanlış olarak ingiliz matematikçisi Charles Babbage olarak bilinir..
Demiri : ( 1349 - 1405 )Avrupalılardan 400 yıl önce ilk zooloji ansiklopedisini yazan alimdir ... Hayatül hayavan isimli kitabı yazmıştır.
Dinaveri : ( 815 - 895 ) Botanikçi Ve astronom bir alim olarak bilinir.
Ebu Kamil Şuca : ( ? - 951 ) Avrupaya matematiği öğreten islam bilgini.
Ebu'l Fida : ( 1271 - 1331 ) Büyük Bir bilgin tarihçi ve coğrafyacıdır.
Ebu'l Vefa : ( 940 - 998 ) Matematik ve Astronomi bilginidir trigonometriye tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantı kazandıran matematik bilginidir.
Ebu Maşer : ( 785 - 886 ) Med-cezir olayını (gel-git) ilk keşfeden bilgindir.
Evliya Çelebi : ( 1611 - 1682 ) Büyük Türk seyyahı ve meşhur seyahatnamenin yazarıdır.
Farabi : ( 870 - 950 ) Ses olayını ilk defa fiziki yönden ele alıp açıklayıp izah getiren ilk bilgindir. Fatih Sultan Mehmet : ( 1432 - 1481 ) İstanbulu feth eden ve Havan topunu icad eden yivli topları döktüren padişahtır fatihin kendi icadı olan ve adı "şahi" olan topların ağırlığı 17 ton ve bakırdan dökülmüş olup 1.5 ton ağırlığındaki mermileri 1 km ileriye atabiliyordu bu topları 100 öküz ve 700 asker ancak çekebiliyordu..
Fergani : ( 9. yüzyıl ) Ekliptik meyli ilk defa tesbit eden astronomi alimi.
Gıyasüddin Cemşid : ( ? - 1429 ) Matematik alimi. Ondalık kesir sistemini bulan çemşid cebir ve astronomi alimi. Harizmi : ( 780 - 850 ) İlk cebir kitabını yazan ve batıya cebiri öğreten bilgin. Adı algoritmaya isim oldu rakamları Avrupa' ya öğreten bilgin. Cebiri sistemleştiren Bilgin. Hasan Bin Musa : ( - ) Dünyanın çevresini ölçen, üç kardeşler olarak bilinen üç kardeşten biri.. Hazini : ( 6 - 7 yüzyıl ) Yerçekimi ve terazilerle ilgili izahlarda bulunan bilgin. Hazerfen Ahmed Çelebi : ( 17. yüzyıl ) Havada uçan ilk Türk. Planörcülüğün öncüsü. Huneyn Bin İshak : ( 809 - 873 ) Göz doktorlarına öncülük yapan bilgin.
İbni Avvam : ( 8. yüzyıl ) Tarım alanında ortaçağ boyunca kendini kabul ettiren bilgin. İbni Battuta : ( 1304 - 1369 ) Ülke ülke , kıta kıta dolaşan büyük bir seyyah. İbni Baytar : ( 1190 - 1248 ) Ortaçağın en büyük botanikçisi ve eczacısıdır.
İbni Cessar : ( ? - 1009 ) Cüzzam hastalığının sebeb ve tedavilerini 900 sene önce açıklayan müslüman doktor.
İbni Ebi Useybia : ( 1203 - 1270 ) Tıp Tarihi hakkında eşsiz bir eser veren doktor.
İbni Fazıl : ( 739 - 805 ) 12 asır önce ilk kağıt fabrikasını kuran vezir.
İbni Firnas : ( ? - 888 ) Wright kardeşlerden önce 1000 sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştiren alim.
İbni Haldun : ( 1332 - 1406 ) Tarihi ilim haline getiren sosyolojiyi kuran mütefekkir. Psikolojiyi tarihe uygulamış, ilk defa tarih felsefesi yapan büyük bir islam tarihçisidir. Sosyolog ve şehircilik uzmanı.
İbni Hatip : ( 1313 - 1374 ) Vebanın bulaşıcı hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklayan doktor. İbni Havkal : ( 10. yüzyıl ) 10 asır önce ilmi değeri yüksek bir coğrafya kitabı yazan alim. İbni Heysem : ( 965 - 1051 ) Optik ilminin kurucusu büyük fizikçi. İslam dünyasının en büyük fizikçisi, batılı bilginlerin öncüsü, göz ve görme sistemlerine açıklık kazandıran alim. Galile teleskopunun arkasındaki isim.
İbni Karaka : ( ? - 1100 ) Dokuzyüz yıl önce torna tezgahı yapan bilgin.
İbni Macit : ( 15. yüzyıl ) Ünlü bir denizci ve coğrafyacı. Vasco da Gama onun bilgilerinden ve rehberliğinden istifade ederek hindistana ulaştı.
İbni Rüşd : ( 1126 - 1198 ) Büyük bir doktor, astronom ve matematikçidir.
İbni Sina : ( 980 - 1037 ) Doktorların sultanı. Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulan dahi doktor. Hastalık yayan küçük organizmalar, civa ile tedavi, pastör' e ışık tutması, ilaç bilim ustası, dış belirtilere dayanarak teşhis koyma, botanik ve zooloji ile ilgilendi, Fizikle ilgilendi, jeoloji ilminin babası.
İbni Türk : ( 9. yüzyıl ) Cebirin temelini atan islam bilgini.
İbni Yunus : ( ? - 1009 ) Galile'den önce sarkacı bulan astronom.
İbni Zuhr : ( 1091 - 1162 ) Endülüsün en büyük müslüman doktorlarından asırlarca Avrupa'da eserleri ders kitabı olarak okutuldu.
İbnünnefis : ( 1210 - 1288 ) Küçük kan dolaşımını bulan ünlü islam alimi.
İbrahim Efendi : ( 18. yüzyıl )Osmanlılarda ilk denizaltıyı gerçekleştiren mühendis. İbrahim Hakkı : ( 1703 - 1780 ) Büyük bir sosyolog, psikolog, astronom ve fen adamı. En ünlü eseri marifetnâme, Burçlardan, insan fizyoloji ve anatomisinden bahsetmiştir.
İdrisi : ( 1100 - 1166 ) Yedi asır önce bügünküne çok benzeyen dünya haritasını çizen coğrafyacı. İhvanü-s Safa : ( 10. yüzyıl ) çeşitli ilim dallarını içine alan 52 kitaptan meydana gelen bir ansiklopedi yazan ilim adamı. Astronomi , Coğrafya, Musiki, Ahlâk, Felfese kitapları yazmıştır. İsmail Gelenbevi : ( 1730 - 1791 ) 18 yüzyılda osmanlıların en güçlü matematikçilerinden. İstahri : ( 10. yüzyıl ) Minyatürlü coğrafya kitabı yazan bilgin.
Kadızade Rumi : ( 1337 - 1430 ) Çağını aşan büyük bir matematikçi ve astronomi bilgini. Osmanlının ve Türklerin ilk astronomudur.
Kambur Vesim : ( ? - 1761 ) Verem mikrobunu Robert Koch'dan 150 sene önce keşfeden ünlü doktor. Katip Çelebi : ( 1609 - 1657 ) Osmalılarda rönesansın müjdecisi coğrafyacı ve fikir adamı. Kazvini : ( 1203 - 1283 ) Ortaçağın Herodot'u müslümanların Plinius'u , astronom ve coğrafyacı bilgin. Kemaleddin Farisi : ( ? - 1320 ) İbni Heysem ayarında büyük islam matematikçisi, fizikçi ve astronom. Kerhi : ( ? - 1029 ) İslam Matematikçilerinden.
Kindi : ( 803 - 872 ) İbni Heysem'e kadar optikle ilgili eserleri kaynak olan bilgin. Fizik, felsefe ve matematik alanında yaptığı hizmetleri ile tanınmıştır.
Kurşunoğlu Behram : ( 1922 - ? ) Genelleştirilmiş izafiyet teorisini ortaya atan beyin güçlerimizden. Halen prof. Behram Kurşunoğlu Amerika da florida üniversitesinde teorik fizik merkezinde başkanlık yapmaktadır.
Lagarî Hasan Çelebi : ( 17. yüzyıl ) Füzeciliğin atası, osmanlılarda ilk defa füze ile uçan bilgin. Macriti : ( ? - 1007 ) Matematikte başkan kabul edilen Endülüslü Matematikçi ve astronom. Mağribi : ( 16. yüzyıl ) Çağının en büyük matematikçilerinden . Mağribinin eseri olan Tuhfetü'l Ada isimli kitabında üçgen, dörtgen, daire ve diğer geometrik şekillerinin yüz ölçümlerini bulmak için metodlar gösterilmiştir.
Maaşallah : ( ? - 815 ) Meşhur islam astronomlarındandır. Usturlabla İlgili ilk eseri veren bilgindir.
Mes'ûdi : ( ? - 956 ) Kıymeti ancak 18. 19. Yüzyıllarda anlaşılan büyük tarihçi ve coğrafyacı. Mesudi günümüzden 1000 sene önce depremlerin oluş sebebini açıklamıştır. Mesûdinin eserlerinden yel değirmenlerinin de müslümanların icadı olduğu anlaşılmıştır.
Mimar Sinan : ( 1489 - 1588 ) Seviyesine bugün dahi ulaşılamayan dahi mimar. Mimar Sinan tam manası ile bir sanat dahisidir.
Muhammed Bin Musa : ( 9. yüzyıl ) Dünyanın Çevresini ölçen 3 kardeşten biri. Matematikçi ve astronom.
Mürsiyeli İbrahim : ( 15. yüzyıl ) Piri reisten 52 sene önce bugünkü uygun Akdeniz haritasını çizen haritacı. Günümüzden 500 sene önce kadar önce yaşamıştır. Nasirüddin Tusi : ( 1201 - 1274 ) Trigonometri sahasında ilk defa eser veren, Merağa rasathanesini kuran, matematikçi ve astronom.
Necmeddinü-l Mısri : ( 13 yüzyıl ) Çağının ünlü astronomlarından.
Ömer Hayyam : ( ? - 1123 ) Cebirdeki binom formülünü bulan bilgin. Newton veya binom formülünün keşfi ömer hayyama aittir.
Piri Reis : ( 1465 - 1554 ) 400 sene önce bu günküne çok yakın dünya haritasını çizen büyük coğrafyacı. Amerika kıtasının varlığını kristof kolomb 'dan önce bilen ünlü denizci. Razi : ( 864 - 925 ) Keşifleri ile ün salan asırlar boyunca Avrupa'ya ders veren kimyager doktor ünlü klinikçi. Devrinin En büyük bilgini İbni Sina ile aynı ayarda bir bilgin.
Sabit Bin Kurra : ( ? - 901 ) Newton' dan çok önce diferansiyel hesabını keşfeden bilgin. Dünyanın çapını doğru olarak hesaplayan ilk islam bilgini. Matemetik ve astronomi alimi. Sabuncu Oğlu Şerefeddin : ( 1386 - 1470 ) Fatih devrinin ünlü doktor ve cerrahlarındandır. Deneysel fizyolojinin öncülerindendir.
Seydi Ali Reis : ( ? - 1562 ) Ünlü bir denizci, matematik ve astronomi alimidir. Şemsettin Halili : ( ? - 1397 ) Büyük bir astronomi bilginidir.
Şihabettin Karafi : ( ? - 1285 ) orta çağın en büyük fizikçi ve hukukçularından. Takiyyüddin Er Rasit : ( 1521 - 1585 ) İstanbul rasathanesi ilk kuran çağından çok ileride asrın önde gelen astronomi alimidir.
Uluğ Bey : ( 1394 -1449 ) Çağının en büyük astronomu ve trigonometride yeni çığır açan ünlü bir alim ve hükümdar.
Zehravi : ( 936 -1013 ) 1000 sene önce ilk çağdaş ameliyatı yapan böbrek taşlarının nasıl çıkarılacağını ve ilk böbrek ameliyatını gerçekleştiren bilim adamı..
Zerkali : ( 1029 - 1087 ) Keşif ve hizmetleri ile ün salmış astronomi alimidir.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ibn-i Sina (980-1037)
Islam filozofu. Aristotelesçi felsefe anlayisini Islam düsüncesine göre yorumlayarak, yaymaya çalismis, görgücü-usçu bir yöntemin gelismesine katkida bulunmustur.
Buhara yakinlarinda Hormisen'de dogdu, 21 Haziran 1037'de Hemedan'da öldü. Gerçek adi Ebu'l-Ali el-Hüseyin b. Abdullah Ibn Sina'dir. Babasi, Belh'ten göçerek Buhara'ya yerlesmis, Samanogullari hükümdarlarindan II. Nuh döneminde sarayla iliski kurmus, yüksek görevler almis olan Abdullah adli birisidir. Ibn Sina, önce babasindan, sonra çagin önde gelen bilginlerinden Natilî ve Ismail Zahid'den mantik, matematik, gökbilim ögrenimi gördü. Bir süre tipla ilgilendi, özellikle, hastaliklarin ortaya çikis ve yayilis nedenlerini arastirdi, sagiltimla ugrasti. Bu alandaki basarisi nedeniyle, II. Nuh'un özel hekimi olarak görevlendirildi, onu sagliga kavusturunca, dönemin önde gelen tip bilginlerinden biri olarak önem kazandi. Ibn Sina'nin felsefeye karsi ilgisi deney bilimleriyle baslamis, Aristoteles ve Yeni-Platoncu görüsleri incelemekle gelismistir. Islam ve Yunan filozoflarinin görüslerini yorumlayan ve elestiren Ibn Sina'nin ele aldigi sorunlar genellikle, Aristoteles ve Farabi'nin düsünceleriyle bagimlidir. Bunlar da, bilgi, mantik, evren (fizik), ruhbilim, metafizik, ahlak, tanribilim ve bilimlerin siniflandirilmasidir. Belli bir düsünce dizgesine göre yapilan bu düzenlemede her sorun bagimsiz olarak ele alinip çözümüne çalisilir. Bilgi sezgi ile kazanilan kesin ilkelere göre sonuçlama yoluyla saglanir. Bu nedenle, bilginin gerçek kaynagi sezgidir. Bilginin olusmasinda deneyin de etkisi vardir, ancak bu etki usun genel geçerlik tasiyan kurallarina uygundur. Ona göre "bütün bilgi türleri usa uygun biçimlerden olusur." Bilginin kesinligi ve dogrulugu usun genel kurallariyla olan uygunluguna baglidir. Us kurallari, insanin anliginda dogustan bulunan, degismez ve genel geçerlik tasiyan ilkelerdir. Sonradan, duyularla kazanilan bilgi için de bu kurallara uygunluk geçerlidir.
Deney verileri us ilkelerine göre, yeni bir islemden geçirilerek biçimlenir, onlarin bundan öte bir önem ve anlami yoktur. Çelismezlik, özdeslik ve öteki varlik ilkeleri, usta bulunur, deneyden gelmez. Ibn Sina'ya göre varlik, tasarlamakla baglantilidir. Bütün düsünülenler vardir ve var olanlar tasarlanabilen düsünülür biçimlerdir (makuller). Bu nedenle, düsünmekle var olmak özdestir. Atomcu görüsün ileri sürdügü nitelikte bir bosluk yoktur. Uzay ise, bir nesnenin kapladigi yerin iç yüzüdür. Varlik kavrami altinda toplanan bütün nesnelerin degismeyen, sinir ve niteliklerini koruyan belli bir yeri vardir. Devinme, bir nesnenin uzayda eyleme geçisidir. Mantik insani gerçeklere ulastirmaz, yalniz birtakim yanilmalardan korur. Düsünme yetisi gerçegi kavramak için mantiktan geçici bir araç olarak yararlanir. Düsünme eyleminin saglikli olmasi için mantik, ilkeler ve kurallar koyabilir, anlikta bulunan ve bilinen bilgilerden yola çikarak, bilinmeyenleri saptama olanagi saglar. Bu özelligi nedeniyle, mantik, düsünmenin genel kurallarini bulan, düzenleyen, bu kurallar arasindaki gerekli baglantiyi ve birligi kuran bir bilimdir. Mantik kurallari, genel geçerlik tasiyan ve degismeyen kesin kurallardir. Mantigin kavramlar ve yargilar olmak üzere iki alani vardir. Her bilimsel bilgi ya kavram ya da yargilara dayanir. Kavram, ilk bilgidir ve terim ya da terim yerine geçen bir nesneyle kazanilir. Yargi ise, tasimla kazanilir. Mantigin konusu incelenirken, tanim temel alinmalidir. Tanimlar birbirlerine baglandiklarinda, kanit ve çikarima varilir. Kavram, önce tekil bir algidir (sezgi). Yargi ise, iki tekil terim arasindaki iliskidir. Kavramlar, açik ve kapali belirleme olarak ikiye ayrilir. Varligin, töz, nicelik, nitelik, iliski, yer, zaman, durum, iyelik, etki, edilgi gibi on kategorisi vardir.
Ibn Sina mantiginda en önemli yeri tanim tutar. Bir kavrami tanimlamak için, bu kavramin bireylerinden biri göz önüne alinmalidir. Tikelin belirlenmesi tümelden kolaydir. Eksiksiz bir tanim yakin cins ile yapilmalidir. En yetkin tanimsa, kavramin yakin cinsi ile türsel ayrimdan olusur. Tanim ikiye ayrilir; Gerçek tanim ve sözcük tanimlari. Önermeler, yüklemli ve kosullu olabilirler. Yüklemli önerme, bir düsünce ötekine yüklendigi zaman ya onaylanir ya da yadsinir. Kosullu önermeler, bir ötekinin kosulu ya da sonucu olarak baglanan terimlerde görülür. Önermeler varsayimli, nitelik ve nicelikleri bakimindan, tekil, belirsiz ve belirli olur. Tasim, bitisik ve ayrik olmak üzere ikiye ayrilir. Bitisik tasimlarin öncüleri anlam bakimindan, sonuç önermesini içerir. Ayrik tasimlarda ise sonuç önermesi öncüllerde bulunabilir. Tümeller, bütün varlik türlerinin olusumundan önce, Tanri düsüncesinde, birer tanrisal kavram olarak vardir. Varliklarin olus nedeni ve onlara biçim kazandiran tümellerdir. Tümeller Tanri'da ussal olarak bulunan, nesnelerde ve bireylerde içkin olan, öteki de nesnelerin disinda ve anlikla birlikte olan mantiksal tümel diye üçe ayrilir. Birinci türe giren tümel, metafizigi ilgilendirir. Ibn Sina fizigi, metafizige giris olarak düsünür. Fizigin konusu madde ve biçimden olusan nesnelerdir. Biçim, maddeden önce yaratilmistir. Maddeye bir töz özelligi kazandiran biçimdir. Maddeden sonra ilinek gelir. Biçimler maddeye, ilinekler ise, töze katilir. Dogal nesneler kendi öz ve nitelikleriyle bilinir. Bütün nitelikler de birinci nitelikler ve ikinci nitelikler olmak üzere ikiye ayrilir. Birinci nitelikler nesnelere baglidir, ikinciler ise, nesnelerden ayri olarak varligini sürdürür. Ibn Sina'ya göre, nesnel evrende bulunan güç ve devinimin temelini ikinci nitelikler olusturur. Nesneler, kendilerinde bulunan gizli güçle devinime geçerler. Bu güç ise, dogal güç, öznel güç, tinsel güç olmak üzere üç türlüdür. Dogal güç, nesnede dogal biçim ve yerlerle ilgili nitelikleri tasir. Çekim ve agirlik bu türdendir. Öznel güç, nesneyi devingen ya da duragan duruma getirir. Bunda da, bilinçli ya da bilinçsiz olma özelligi bulunur. Tinsel güç, herhangi bir organin, aracin yardimi olmaksizin dogrudan dogruya bir istençle eylemde bulunmaktadir. Buna, gökkatlarinin özleri adi da verilir. Ibn Sina'nin gelistirdigi bu güç kuraminin kaynagi Aristoteles ve Yeni-Platonculuk'tur. Ancak, o bu güçlerin sonsuz oldugu kanisinda degildir. Ona göre, zaman ve devinim kavramlari da birbirine baglidir, çünkü, devinimin bulunmadigi, algilanmadigi bir yerde zaman da yoktur.
Ibn Sina'nin felsefesinde, Aristotelesi'in gelistirdigi düsünce dizgesine uygun olarak, ruh kavraminin önemli bir yer tuttugu görülür. Ona göre, biri bitkisel, öteki insanla ilgili olmak üzere, iki türlü ruh vardir. Insan ruhu, gövdeye gereksinme duymadan, dogrudan dogruya kendini bilir, bu nedenle, tinsel bir tözdür. Gövdeyi devindiren, ona dirilik kazandiran bu tözün baska bir özelligi de, yetkin düsünme yetenegi anlik olmasidir. Düsünme eylemi yaratan ruhtur, o gövdeyi gerektirmez, ancak gövde var olabilmek için tini gereksinir. Insan ruhu gövde biçiminde degildir, usa uygun biçimleri kavramaya elverisli bir töz oldugundan, gövdesel yapida yer alamaz. Gövde, bölünebilen ögelerden olusmus bir bütündür, oysa tin, bir birliktir, bölünmeye elverisli degildir, sürekli olarak özünü ve birligini korur. Tin, bütün izlenimleri gövde araciligiyla alir, anlik yoluyla kavramlari, kavramlara dayanarak usa vurmayi olusturur. Bu yüzden, gövdeyle dolayli bir baglantisi vardir. Ancak, bu baglanti tin için bir olus kosulu degildir. Canli sorununa, gözleme dayali bir ruhbilim anlayisiyla çözüm arayan Ibn Sina'ya göre dirilik bir bilesimdir. Dogal organlarin, göksel güçler yardimiyla bilesmesinden canlilar ortaya çikar. Bu olay da, belli asamalara uygun olarak gerçeklesir. Ilk ortaya çikan canli bitkidir. Bitkide tohumla üreme, beslenme ve büyüme güçleri vardir. Ikinci asamada ortaya çikan hayvanda ise, kendi kendine devinme ve algi güçleri bulunur. Devinme gücünden isteme ve öfke dogar. Algi gücü de, iç ve dis algi olmak üzere ikiye ayrilir. Insan özü dogal evrim sürecinde en üst düzeyde gerçeklesmis bir olusumdur, bu nedenle, öteki varliklardan ayrilir. Insanda dis algi duyumlarla, iç algi da , beynin ön boslugunda bulunan ortak duyu ile saglanir. Duyularla alinan izlenimler bu ortak duyu ile beyne gider. Beynin, ön boslugunda sonunda, tasarlama yetisi bulunur. Bu yeti duyu izlenimlerini saglamaya yarar. Insan için en önemli olan düsünen öz yapici ve bilici güçlerle donatilmistir. Yapici güç (us) gerekli ve özel eylemler için gövdeyi uyarir. Bilici güç ise, yapici gücü yönlendirir. Özdekten ayrilan tümel biçimlerin izlerini alir. Bu biçimler soyutsa onlari kavrar, degilse soyutlayarak kavrar. Insanda iyiyi kötüden, yararliyi yararsizdan ayiran yapici güçtür, bu nedenle bir istenç niteligindedir. Us konusunda Ibn Sina ayri bir düsünce ortaya atmistir. Ona göre us bes türlüdür. Özdeksel us, bütün insanlarda ortak olup, kavramayi, bilmeyi saglayan bir yetenektir. Bir yeti olarak islek us, yalin, açik ve seçik olani bilir, eyleme yöneliktir, duragan bir güç niteliginde degildir. Eylemsel us, kazanilmis verileri kavrar ve ikinci asamada bulunan ustan daha üstündür. Kazanilmis us, kendisine verilen ve düsünebilen nesneleri bilir. Asama bakimindan usun olgunluk basamaginda bulunur. Bu asamada usun kavrayabilecegi konular kendi özünde de vardir.
Kutsal us, usun en yüksek asamasidir. Bütün varlik türlerinin özünü, kaynagini, onlari olusturan gücü, baska bir araciya gereksinme duymadan, bir bütünlük içinde kavrar. Insan, ayrintilari duyularla algilar, tümelleri usla kavrar. Tümelleri kavrayan yetkin us, nesneleri anlama yetenegi olan etkin usa olanak saglar. Insan usunun algiladigi ayrintilar, kendi varliklari dolayisiyla degil, nedenleri yüzünden vardir. Us, bu kavranabilir nesneleri kazanabilmek için ilkin duyu verilerinden yararlanir. Sonra duyu verilerini usun genel kurallarina göre islemden geçirir, yargilari ortaya koymada onlari asar. Yaratilis konusunda Ibn Sina, varligin sirali düzeninde, "bir'den bir çikar" ilkesine dayanir. Ilk "bir", zorunlu varlik, Tanri'dir. O'nun varligi yalniz kendisini gerektirir. Var olma, Tanri'nin özünden gelen gerekimdir. Ilk neden ilk gerçekliktir. Tanri'dan ilk us ortaya çikar. Çokluk bu usla baslar. Bundan da felek ve nefsin uslari türer. Her ustan da, o usun özü ve cismi olusur. Us cismi aracisiz olarak devindiremeyecegi için, uslar sirasinin sonunda etkin us, akil bulunur. Ondan da dünya ile ilgili nesnelerin maddesi, cisimlerin biçimleri ve insan özleri dogar. Etkin us, tümünün yöneticisidir. Yaratilis önsüzdür ve yeri de maddedir. Madde, soyut ve tüm varligin öncesiz olani, nefsin eylem alani, siniri ve tüm parçalarin kaynagidir. Ilk us, kendisini ve zorunlu varligi bilir. Buradan ikilik dogar. Ilk us kendinde olanakli, ilk varlik için ise zorunludur. Her tikel felegin ilk kimildaticisi vardir. Ilk kimildaticilari eyleme sokan tinsel varliklardir. Her felegin de iyiligini düsünen kimildatici bir nefsi vardir. Nefsin eylemi, etkin usa ulasir. Evrenin varligi, zorunlu olan, Tanri'yi gerektirir. Baska bir varligin etkisiyle var olan evren sonsuz olamaz. Devinme, nesnenin özünde sakli güçten dogar. Her nesnenin özünde devindirici bir güç vardir. Nesne kendini kendinin etkin öznesi degildir. Bu güç, nesneye biçim de kazandirir. Ibn Sina metafizigi genelde Aristoteles metafizigi ile Yeni-Platonculuk ve Kelam'in biresimidir. Konusu, ilkler ilki, tüm oluslarin, yaratislarin, varlik bütününün kaynagi olan Tanri'dir. Tanri, bütünlügü nedeniyle nesnelerde, olay ve eylemlerde görünüs alanina çikar. Varlik vardir, yok olamaz. Varlik üç bölüme ayrili
1- Olanakli varlik, nesnelerle ilgili degisimin, olus ve bozulmanin egemen oldugu varliktir. Bu varlik ortaminda görülen ne varsa belli bir süre içinde baslar ve biter.
2- Kendiliginden olanakli varlik. Olanakli olmasina karsin, ilk nedenle iliskilerinden dolayi zorunluluk kazanir. Tümellerin, yasalarin bulundugu evren. Gökkürelerin uslari böyledir.
3- Kendiliginden zorunlu varlik, ilk neden ya da Tanri'dir. Degismez ve çogalmaz. Çokluklar ondadir. Tanrisal zorunluluk illkesi tüm yaratilanlarin da temel ilkesidir.
Ibn Sina'nin benimsedigi tanribilim dört ana konuyu içerir; Evren, ötedünya, ahiret, peygamberlik, Tanri. Evren yaratilmistir. Yaratici ve varedici Tanri'dir. O Kelamcilar'in dedigi gibi özgün yapici degildir, zorunludur. Ilk neden önsüz ve sonsuzdur. Evrenin yaratilmasi, Tanri'nin daha önceden varolusunu gerektirir. Evrenin bütününde yer alan gök katlari tanrisal evrenin varliklaridir, bunlarin özleri meleklerdir. Madde dünyasinda olus ve bozulma vardir. Onlarin tanrisal niteligi yoktur. Bu yaratma olayi da bir fiskirmadir. Ölüm, tinin gövdeden ayrilmasidir. Gövdelerden ayrilan tinlerin geldikleri kaynakta toplanmalari insanda ötedünya kavramini olusturur. Ruh, tinsel bir tözdür, ölümsüzdür. Gövdeye egemendir. Ruh gövdeye girmeden önce etkin usta vardi. Insana bireyselligini kazandiran odur. Gövdenin yok olmasi, ruhun varligini etkilemez. Dirilme tinseldir. Insanlari yaratan Tanri, onlara verdigi özgür istençle iyi ile kötüyü seçme olanagi sagladi. Istenç özgürlügü, usla utku arasindaki çatismadan ve ilkinin üstünlügünden dogar. Insan elinden çikan bütün bagimsiz eylemler tanrisal kayra ile gerçeklesir. Özgür istenç tüm insanlarda vardir.
Peygamberler de bu bakimdan birer insandir. Ancak, onlarda insanlarin en yüceleri olan bilginlerde, bilgilerde oldugu gibi bir sezis vardir. Bu üstün sezis gücü, kavrayis yetenegi peygamberlerin etkin us ile bulusmalarini, gerçekleri kavramalarini saglar. Bu üstün güç ve kavrayis vahy adini alir. Üstün anlayis gücü tasiyan melekler, vahyi peygamberlere ulastirirlar. Tanri, özü geregi bilicidir. Kendi özünü bilmesi yaratmayi gerekli kilar. Ibn Sina Islam dinine ve Kuran'a dayanarak bilmeyi yaratma olarak niteler. Yaratma eylemi Tanri'nin kendi özüne karsi duydugu sevgiden dolayidir. Tanri tümelleri bilir. Tikellerle ilgili bilgisi de, tümel nedensellikleri bilmesindendir. Madde ve biçimin iliskileri üzerinde bilimleri iç bölümde ele alirlar:
1- Maddeden ayrilmamis biçimlerin bilimi: Doga bilimleri ya da asagi bilimler.
2- Maddesinden iyice ayri biçimlerin bilimi: Metafizik, mantik gibi yüksek bilimler.
3- Maddesinden ancak zihinde ayrilabilen, kimi yerde ayri kimi yerde bir olan biçimlerin bilimi:
Matematik, geometri, orta bilimler. Zihin bu biçimleri dogru olarak maddesinden soyutlar.
Felsefe ise, kuramsal ve pratik diye ikiye ayrilir. Kuramsal olan, bilmek yetenegiyle elde edilen bilgileri kapsar. Doga felsefesi, matematik felsefesi ve metafizik gibi pratik felsefe, bilmek ve eylemde bulunmak üzere elde edilen bilgilere dayanir.
Ibn Sina, gerek Dogu gerekse Bati filozoflarini etkiledi. Gazali, özellikle, ruh anlayisinda ondan etkilendi. Ibn Sina'nin deneyci yani, Gazali'yi kuskuculuk'a götürdü. Yapitlari 12.yy'da Latince'ye çevrildi, ünü yayildi. Tanribilimci filozof Albertus Magnus, tin ve us ile güçleri konusunda Ibn Sina'dan yararlandi.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------El-Biruni (973 - 1051)
Yaşadığı çağa damgasını vurup " Biruni Asrı" denmesine sebep olan zekâ harikası bilgin 973 yılında Harizm'in merkezi Kâs'ta doğdu. Esas adı Ebû Reyhan b. Muhammed'dir. Küçük yaşta babasını kaybetti. Annesi onu zor şartlarda, odunsatarak büyüttü. Daha çocuk yaşta araştırmacı bir ruha sahipti. Birçok kOnuyu öğrenmek için çılgınca hırs gösteriyordu. Tahsil çağına girdiğinde Hârizmşahların himayesine alındı ve saray terbiyesiyle yetişmesine özen gösterildi. Bu aileden bilhassa Mansur, Bîrûnî'nin en iyi bir eğitim alması için her imkânı sağladı.
Bu arada İbni Irak ve Abdüssamed b. Hakîm'den de dersler alan bilginimizin öğrenimi uzun sürmedi, daha çok özel çabalarıyla kendisini yetiştirdi. Araştırmacı ruhu, öğrenme hırsı ve sönmeyen azmiyle birleşince 17 yaşında eser vermeye başladı. Fakat Me'mûnîlerin Kâs'ı alıp Hârizmşahları tarihten silmeleriyle Bîrûnî'nin huzuru kaçtı, sıkıntılar başladı ve Kâs'ı terketmek zorunda kaldı. Ancak iki yıl sonra tekrar döndüğünde ünlü bilgin Ebü'lVefâ ile buluşup rasat çalışmaları yaptı. Daha sonra hükümdar Ebü'lAbbas, sarayında Bîrûnî'ye bir daire tahsisedip, müşavir ve vezir olarak görevlendirdi. Bu durum, hükümdarların ilme duydukları derin saygının göstergesi, bilginimizin de devlet başkanları yanındaki yüksek itibarının belgesiydi.
Gazneli Mahmud Hindistan'ı alınca hocalarıyla Bîrûnî'yi de oraya götürdü. Zira onun yanında da itibarı çok yüksekti. "Bîrûnî, sarayımızın en değerli hazinesidir' derdi. Bu yüzden tedbirli hünkâr, liyakatını bildiği Bîrûnî'yi Hazine Genel Müdürlüğü'ne tayin etti .O da orada Hint dil ve kültürünü bütünüyle inceledi. Üstün dehasıyla kısa sürede Hintli bilginler üzerinde şaşkınlık ve hayranlık uyandırdı. Kendisine sağlanan siyasî ve ilmî araştırmalarına devam etti. Bir devre adını veren, çağını aşan ilmî hayatının zirvesine erişti. Sultan Mes'ud, kendisine ithaf ettiği Kanunu Mes'ûdî adlı eseri için Bîrûnî'ye bir fil yükü gümüş para vermişse de o, bu hediyeyi almadı.
Son eseri olan Kitabü's Saydele fi't Tıb'bı yazdığında 80 yaşını geçmişti. Üstad diye saygıyla yâd edilen yalnız İslâm âleminin değil, tüm dünyada çağının en büyük bilgini olan Bîrûnî, 1051 yılında Gazne'de hayata gözlerini yumdu.
Bîrûnî, "Elinden kalem düşmeyen, gözü kitaptan ayrılmayan, iman dolu kalbi tefekkürden dûr olmayan, benzeri her asırda görülmeyen bilginler bilgini bir dâhiydi. Arapça, Farsça, Ibrânîce, Rumca, Süryânice, Yunanca ve Çinçe gibi daha birçok lisan biliyordu. Matematik, Astronomi, Geometri, Fizik, Kimya, Tıp, Eczacılık, Tarih, Coğrafya, Filoloji, Etnoloji, Jeoloji, Dinler ve Mezhepler Tarihi gibi 30 kadar ilim dalında çalışmalar yaptı, eserler verdi.
Onun tabiat ilimleriyle yakından ilgilenmesi, Allah'ın kevnî âyetlerini anlamak, kâinatın yapı ve düzeninden Allah'a ulaşmak, Onu yüceltmek gâyesine yönelikti. Eserlerinde çok defa Kur ân âyetlerine başvurur, onların çeşitli ilimler açısından yorumlanmasını amaçlardı. Kurân'ın belâğat ve i'cazına olan hayranlığını her vesileyle dile getirdi. İlmî kaynaklara dayanma, deney ve tecrübeyle ispat etme şartını ilk defa o ileri sürdü.
İbni Sinâ'yla yaptığı karşılıklı yazışmalarındaki ilmî metod ve yorumları, günümüzde yazılmış gibi tazeliğini halen korumaktadır. Tahkîk ve Kanûnı Mes'ûdî adlı eserleriyle trigonometri konusunda bugünkü ilmî seviyeye tâ o günden, ulaştıgı açıkça görülür. Bu eser astronomi alanında zengin ve ciddî bir araştırma âbidesi olarak tarihe mal olmuştur. İlmiyle dine hizmetten mutluluk duymaktadır.
Gazne'de kıbleyi tam olarak tespit etmesi ve kıblenin tayini için geliştirdiği matematik yöntemi dolayısıyla kıyamet günü Rabb'inden sevap ummaktadır. Ayın, güneşin ve dünyanın hareketleri, güneş tutulması anında ulaşan hadiseler üzerine verdiği bilgi ve yaptığı rasatlarda, çağdaş tespitlere uygun neticeler elde etti. Bu çalışmalarıyla yer ölçüsü ilminin temellerini sekiz asır önce attı. Israrlı çabaları sonunda yerin çapını ölçmeyi başardı. Dünyanın çapının ölçülmesiyle ilgili görüşü, günümüz matematik ölçülerine tıpatıp uymaktadır. Avrupa'da buna BÎRÛNI KURALI denmektedir.
Newton ve Fransız Piscard yaptıkları hesaplama sonucu ekvatoru 25.000 mil olarak bulmuşlardır. Halbuki bu ölçüyü Bîrûnî, onlardan tam 700 yıl önce Pakistan'da bulmuştu. O çağda Batılılardan ne kadar da ilerideymişiz.
Biruni, hastalıkları tedavi konusunda değerli bir uzmandı. Yunan ve Hint tıbbını incelemiş, Sultan Mes'ud'un gözünü tedavi etmişti. Otların hangisinin hangi derde deva ve şifa olduğunu çok iyi bilirdi. Eczacılıkla doktorluğun sınırlarını çizmiş, ilaçların yan etkilerinden bahsetmiştir.
Daha o çağda Ümit Burnu'nun varlığından söz etmiş, Kuzey Asya ve Kuzey Avrupa'dan geniş bilgiler vermişti. Christof Coloumb'dan beş asır önce Amerika kıtasından, Japonya'nın varlığından ilk defa sözeden O'dur.
Dünyanın yuvarlak ve dönmekte olduğunu, yerçekimin varlığını Newton'dan asırlarca önce ortaya koydu. Henüz çağımızda sözü edilebilen karaların kuzeye doğru kayma fikrini 9.5 asır önce dile getirdi.
Botanikle ilgilendi, geometriyi botaniğe uyguladı. Bitki ve hayvanlarda üreme konularına eğildi. Kuşlarla ilgili çok orjinal tespitler yaptı. Tarihle ilgilendi. Gazneli Mahmud, Sebüktekin ve Harzem'in tarihlerini yazdı. Bîrûnî, ayrıca dinler tarihi konusuna eğildi, ona birçok yenilik getirdi. Çağından dokuz asır sonra ancak ayrı bir ilim haline gelebilen Mukayeseli Dinler Tarihi, kurucusu sayılan Bîrûnî'ye çok şey borçludur.
Bîrûnî, felsefeyle de ilgilendi. Ama felsefenin dumanlı havasında boğulup kalmadı. Meseleleri doğrudan Allah'a dayandırdı. Tabiat olaylarından sözederken, onlardaki hikmetin sahibini gösterdi. Eşyaya ve cisimlere takılıp kalmadı.
Bîrûnî, Cebir, Geometri ve Cografya konularında bile o konuyla ilgili bir âyet zikretmiş, âyette bahsi geçen konunun yorumlarını yapmış, ilimle dini birleştirmiş, fennî ilimlerle ilahî bilgilere daha iyi nüfuz edileceğini söylemiş, ilim öğrenmekten kastın hakkı ve hakikatı bulmak olduğunu dile getirmiş ve "Anlattıklarım arasında gerçek dışı olanlar varsa Allah'a tövbe ederim. Razı olacağı şeylere sarılmak hususunda Allah'tan yardım dilerim. Bâtıl şeylerden korunmak için de Allah'tan hidayet isterim. İyilik O'nun elindedir!" demiştir.
Eserleri halen Batı bilim dünyasında kaynak eser olarak kullanılmaktadır. Türk Tarih Kurumu 68. sayısını Bîrûnî'ye Armağan adıyla bilginimize tahsis etti. Dünyanın çeşitli ülkelerinde Bîrûnî'yi anmak için sempozyumlar, kongreler düzenlendi, pullar bastırıldı. UNESCO'nun 25 dilde çıkardığı Conrier Dergisi 1974 Haziran sayısını Bîrûnî'ye ayırdı. Kapak fotoğrafının altına, "1000 yıl önce Orta Asya'da yaşayan evrensel dehâ Bîrûnî; Astronom, Tarihçi, Botanikçi, Eczacılık uzmanı Jeolog, Şair, Mütefekkir, Matematikçi, Coğrafyacı ve Hümanist" diye yazılarak tanıtıldı.
Programın ismini kesinlikle harika seçmişler.İzlerken mest oluyorum.Kendi adıma konuşayım tarihimizi pek fazla bilmiyorum.Başta Osmanlı tarihi olmak üzere..Bu büyük ayıp,çok üzülüyorum..Derslerim zaten tarihle alakasız ve gücümün çoğunu,araştırmalarımı onlar alıyor..Ancak böyle programlar benim gibiler için kaçırılmaması gereken büyük nimet.İzlerken göreceksiniz,ata-babalarımız ne kadar üstün bir medeniyet yaratmış.Diyalogdur,şudur,budur tartışılsın ama bence asıl önemli olan bu üstün medeniyeti yaratan insanları,düşünceyi,koşulları,imanı anlamak ve nasıl oldu da bu medeniyetin torunları ve bu medeniyet eski halinden bu kadar uzaklaştı,bunları düşünmek...
Allah-u Teala yeni Kurtuba Üniversiteleri kuracak,yeniden dünyayı aydınlatan Türkistan'lıları yetiştirecek,doğu'nun eskiden olduğu gibi birlikte ve İslam'la şereflenmiş günlerine dönecek gücü ve ilhamı bizlere nasip etsin.
Türk – İslam alimlerinin buluşları
İbni Sina’nın “Kitab-ül Şifa” adlı eserinin yüzlerce yıl Aristo’nun eseri olarak Avrupa’da okutulduğunu, Biruni’nin Yerçekimi Yasası’nı Newton’dan önce bulduğunu, Cabir Hayyan’ın 8. yüzyılda akıl yoluyla insanın kopyalanabileceğini ortaya attığını, Harezmi’nin 9. yüzyılda “0” rakamını bularak matematik biliminin bugünkü düzeyine ulaşmasını sağladığını kaçımız biliyor? Bilim tarihinin, bizi yakından ilgilendiren ama bilinmediğimiz bu yüzünü, “Dünyaya Doğan Güneş” adlı yapımla her salı 21.30’da TRT-2’de izleyin.
Batılı bilim adamlarını icat ettiğini sandığımız bazı buluşların Türk ve İslam bilginleri tarafından ortaya konduğunu, bugün hayretle ve hayranlıkla öğreniyoruz. Türk ve İslam bilginleri, yüzyıllar önce çok sayıda buluş ile günlük hayatta kullanılan alet ve cihazları icat ettiler. Dünya bilim tarihine adını altın harflerle yazdıran Türk – İslam bilim adamları ve onların icat ve keşifleri, “Dünyaya Doğan Güneş – İslam Bilim Tarihi” adlı 10 bölümlük belgeselle ele alınıyor. Astronomi, coğrafya, harita, matematik, fizik, kimya, tıp alanlarında adından söz ettiren tarihi simaların evrensel olana hizmetleri çarpıcı görüntülerle veriliyor.
Ankara Televizyonu Belgesel Programlar Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Dünyaya Doğan Güneş” adlı belgesel, kamuoyu tarafından az bilinen bu konulara ışık tutuyor. Aslında iki bölüm yapmak üzere yola çıkılan ama 10 bölüm olarak tamamlanan programda yüzyıllar öncesinden dünyaya ışık olan Türk-İslam alimlerinin insanlığa bıraktıkları değerli miras anlatılıyor. Bu alandaki buluş ve icatları ele alarak Türk ve dünya kamuoyuna sunmak ve özellikle gençlerimizi bilimsel araştırmalara teşvik etmek amacıyla hazırlanan programın çekimleri başta Türkiye olmak üzere Almanya, İran, Mısır ve Özbekistan’da gerçekleştirildi.
İslam bilim tarihinin konu edildiği “Dünyaya Doğan Güneş”, bilim tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin’in anlatımıyla renkleniyor. Sezgin’in Türk ve İslam bilginlerinin icat ve buluşları onların yazdığı, kitap risale ve belgelerden yola çıkarak yapmış olduğu modeller, bugün Almanya’da Goethe Üniversitesi’ne bağlı İslam Bilim Tarihi Enstitüsü Müzesi’nde sergileniyor. Bilginlerimizin icat ve buluşları, yazdıkları eserler astronomi, coğrafya, matematik, fizik, kimya, müzik, mimari gibi bölümlerde müzenin salonlarını süslüyor. Biruni, El Cezeri, Takuyiddin, İbni Sina, Ali Kuşçu, Ömer Hayyam, Harezmi, İbnül Heysem, Cabir el Hayyan, Ebu Bekir Razi, Uluğbey ve onlar gibi pek çok bilim adamının şimdiye kadar birçoğumuzun bilmediği icat ve keşifleri, belgelerin ışığında TRT ekranlarına yansıyor.
On asırlık yanlış
Örneğin Türk bilgini İbni Sina’nın “Kitab-ül Şifa” adlı eseri, yüzlerce yıl Aristo’nun eseri olarak Avrupa’da okutuldu. Bu yanlışlık İngiliz bilim adamı Eric Holmyard tarafından ancak 1928 yılında düzeltildi. İbni Sina’nın 10. yüzyılda yaşayan bir bilgin olduğu göz önüne alınınca bu hatanın 10 asır boyunca devam ettiği ortaya çıkıyor.
Dünya bilim tarihine “Altın çağ” olarak damgasını vuran Türk İslam bilginleri, 8. yüzyıldan itibaren bilim dünyasının ebedi aydınlığı oldular. Cabir el Hayyan, Fergani, Biruni, Harezmi, Razi, İbni Sina, Sabit Bin Kusra, Heysem, Ebul Vefa, Battani ve nice Türk İslam bilginleri matematik, fizik, kimya ve tıp ilminin temellerini oluşturdular.
Batılı bilim adamlarından Bergson’un “Daha 14. asırda İslam ülkeleri birer ilim ve irfan fuarı. Hükümdar saraylarının her taşı inci gibi işlenmiş birer sanat abidesi, birer ilim ve marifet merkezi olarak gözleri kamaştırırken Avrupa yoğun bir cehalet ve karanlık içindeydi.” sözleriyle özetlediği tespitleri ne kadar dikkat çekici değil mi?
Medeniyet bütün milletlerin ortak malı. Bugünkü medeniyet çizgisinde her milletin az çok payı var. Tarihi süreç içinde Mısırlı, Yunanlı, Çinli, Hindu, İranlı, Arap ve Türk bilginler medeniyet yarışında ilmin bayrağını yükseltmeye çalıştılar. Ortaçağ’da ise Türk - İslam bilginleri hep öncü rolü oynadı. Akla ve bilgiye dayalı bugünkü uygarlığın sahip olduğu bir çok değere kaynaklık ettiler.
Ortaçağ’da Avrupa hurafelerle uğraşırken İslam dünyası “Aydınlanma Çağını” yaşıyordu. Ünlü Türk bilgini Harezmi 9. yüzyılda “0” rakamını bularak matematik biliminin bugünkü düzeyine ulaşmasını sağladı. Logaritmayı ortaya koyan ilk kişi oldu. “El Cebir” adlı kitabı Chesterli Robert ve Cremonalı Gerard tarafından 12. yüzyılda Latince’ye çevrildi. Bu kitapta Harezmi ikinci dereceden bir polinomu katsayılarının işaretine göre 6 sınıfa ayırarak sistematik olarak köklerin nasıl bulunacağını gösterdi. “Hesap” adlı kitabında ise dört işlemin nasıl yapıldığını anlattı. Harezmi açıların trigonometrik fonksiyonlarla ifade edildiğini gösteren tablolar ve kitaplarıyla matematikte çığır açan bir bilgin oldu.
Cabir Hayyan kimyasal maddeleri uçucu, uçucu olmayan, yanan ve yanmayan maddeler olarak dört grupta topladı. Akıl yoluyla insanın kopyalanabileceğini 8. yüzyılda ortaya attı. Bu çalışmalarıyla modern kimyanın kurucusu Lavosier’e öncülük etti.
Biruni “Yerçekimi Nazariyesini” Newton’dan önce buldu. “Rasati İnhitat-il Ufuk” adlı kitabında yer kürenin yarı çapını 6 bin 324.66 km olarak bugünkü geçeğe en yakın şekilde verdi.
Kamuoyu tarafından az bilinen bu konulara ışık tutan belgesel; Mehmet Ali Özpolat (yönetmen – yapım), Adem Özkan (yapım), İlhan Garip (görüntü yönetmeni – kamera), Şerafettin Göker (kamera), Hikmet Aykut (yapım yrd.), Mustafa Koca (kurgu), Prof. Dr. Öcal Oğuz ( metin yazarı), Prof. Dr. Fuat Sezgin (danışman), İrfan Gürdal (özgün müzik) imzasıyla hazırlandı.
DİĞER İSLAM ALİMLERİ VE BULUŞLARI:
Abdüsselam : ( 1926 - ) Pakistanlı Fizik Bilgini İlk nobel ödülü alan müslüman bilim adamı. Ahmed Bin Musa : ( 10. yüzyıl ) Sistem mühendisliğinin Öncüsü. Astronom ve Mekanikçi. Akşemseddin : ( 1389 - 1459 ) Pasteur önce Mikrobu bulan ilk bilim adamı. İstanbulun fethinin manevi babasıdır. Fatih sultan Mehmet' in Hocasıdır
Ali Bin Abbas : ( ? - 994 ) 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapan bilim adamı. Kılcal damar sitemini ilk defa ortaya atan bilim adamıdır. Eski çağın en büyük hekimlerinden olan hipokratesin (Hipokrat) Doğum olayı görüşünü kökünden yıktı.
Ali Bin İsa : ( 11. yüzyıl ) İlk defa göz hastalıkları hakkında eser veren müslüman bilim adamı. Ali Bin Rıdvan : ( ? - 1067 ) Batıya tedavi metodlarını öğreten islam alimi.
Ali Kuşçu : ( ? - 1474 ) Ünlü Bir türk astronomi ve matematik bilginidir. Ammar : ( 11 yüzyıl ) İlk katarak ameliyatını kendine has biçimde yapan müslüman bilim adamı.
Battani : ( 858 - 929 ) Dünyanın en meşhur 20 astrononumdan biri trigonometrinin mucidi, sinus ve kosinüs tabirlerini kullanan ilk bilgin.
Beyruni : ( 973 - 1051 ) Dünyanın döndüğünü ilk bulan bilim adamı ümit burnu, amerika ve japonyanın varlığından bahseden ilk bilim adamı. Beyruni amerika kıtasının varlığını kristof colomb'un Keşfinden 500 sene önce bildirmiştir. Matematik, Jeoloji, Coğrafya, Tıp, Felsefe, Fizik, Astronomi gibi dallarda eserler yazmıştır. Çağın En Büyük Alimidir.
Bitruci : ( 13. yüzyıl ) Kopernik'e yol açan öncülük eden astronom bilim adamı.
Cabir Bin Eflah : ( 12. yüzyıl ) Ortaçağın büyük matematik ve astronom bilginidir . Çubuklu güneş saatini bulan ilk bilim adamıdır.
Cabir Bin Hayyan : ( 721 - 805 ) Atom bombası fikrinin ilk mucidi ve kimyanın babası sayılır. Maddenin en Küçük parçası atomun parçalana bileciğini bundan 1200 sene önce söylemiştir. Cahiz : ( 776 - 869 ) Zooloji İlminin öncülerindendir. Hayvan gübresinden amonyak elde etmiştir.
Cezeri : ( 1136 - 1206 ) İlk sistem mühendisi ve ilk sibernetikçi ve elektronikçi Bilgisayarın babası; oysa bilgisayarın babası yanlış olarak ingiliz matematikçisi Charles Babbage olarak bilinir..
Demiri : ( 1349 - 1405 )Avrupalılardan 400 yıl önce ilk zooloji ansiklopedisini yazan alimdir ... Hayatül hayavan isimli kitabı yazmıştır.
Dinaveri : ( 815 - 895 ) Botanikçi Ve astronom bir alim olarak bilinir.
Ebu Kamil Şuca : ( ? - 951 ) Avrupaya matematiği öğreten islam bilgini.
Ebu'l Fida : ( 1271 - 1331 ) Büyük Bir bilgin tarihçi ve coğrafyacıdır.
Ebu'l Vefa : ( 940 - 998 ) Matematik ve Astronomi bilginidir trigonometriye tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantı kazandıran matematik bilginidir.
Ebu Maşer : ( 785 - 886 ) Med-cezir olayını (gel-git) ilk keşfeden bilgindir.
Evliya Çelebi : ( 1611 - 1682 ) Büyük Türk seyyahı ve meşhur seyahatnamenin yazarıdır.
Farabi : ( 870 - 950 ) Ses olayını ilk defa fiziki yönden ele alıp açıklayıp izah getiren ilk bilgindir. Fatih Sultan Mehmet : ( 1432 - 1481 ) İstanbulu feth eden ve Havan topunu icad eden yivli topları döktüren padişahtır fatihin kendi icadı olan ve adı "şahi" olan topların ağırlığı 17 ton ve bakırdan dökülmüş olup 1.5 ton ağırlığındaki mermileri 1 km ileriye atabiliyordu bu topları 100 öküz ve 700 asker ancak çekebiliyordu..
Fergani : ( 9. yüzyıl ) Ekliptik meyli ilk defa tesbit eden astronomi alimi.
Gıyasüddin Cemşid : ( ? - 1429 ) Matematik alimi. Ondalık kesir sistemini bulan çemşid cebir ve astronomi alimi. Harizmi : ( 780 - 850 ) İlk cebir kitabını yazan ve batıya cebiri öğreten bilgin. Adı algoritmaya isim oldu rakamları Avrupa' ya öğreten bilgin. Cebiri sistemleştiren Bilgin. Hasan Bin Musa : ( - ) Dünyanın çevresini ölçen, üç kardeşler olarak bilinen üç kardeşten biri.. Hazini : ( 6 - 7 yüzyıl ) Yerçekimi ve terazilerle ilgili izahlarda bulunan bilgin. Hazerfen Ahmed Çelebi : ( 17. yüzyıl ) Havada uçan ilk Türk. Planörcülüğün öncüsü. Huneyn Bin İshak : ( 809 - 873 ) Göz doktorlarına öncülük yapan bilgin.
İbni Avvam : ( 8. yüzyıl ) Tarım alanında ortaçağ boyunca kendini kabul ettiren bilgin. İbni Battuta : ( 1304 - 1369 ) Ülke ülke , kıta kıta dolaşan büyük bir seyyah. İbni Baytar : ( 1190 - 1248 ) Ortaçağın en büyük botanikçisi ve eczacısıdır.
İbni Cessar : ( ? - 1009 ) Cüzzam hastalığının sebeb ve tedavilerini 900 sene önce açıklayan müslüman doktor.
İbni Ebi Useybia : ( 1203 - 1270 ) Tıp Tarihi hakkında eşsiz bir eser veren doktor.
İbni Fazıl : ( 739 - 805 ) 12 asır önce ilk kağıt fabrikasını kuran vezir.
İbni Firnas : ( ? - 888 ) Wright kardeşlerden önce 1000 sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştiren alim.
İbni Haldun : ( 1332 - 1406 ) Tarihi ilim haline getiren sosyolojiyi kuran mütefekkir. Psikolojiyi tarihe uygulamış, ilk defa tarih felsefesi yapan büyük bir islam tarihçisidir. Sosyolog ve şehircilik uzmanı.
İbni Hatip : ( 1313 - 1374 ) Vebanın bulaşıcı hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklayan doktor. İbni Havkal : ( 10. yüzyıl ) 10 asır önce ilmi değeri yüksek bir coğrafya kitabı yazan alim. İbni Heysem : ( 965 - 1051 ) Optik ilminin kurucusu büyük fizikçi. İslam dünyasının en büyük fizikçisi, batılı bilginlerin öncüsü, göz ve görme sistemlerine açıklık kazandıran alim. Galile teleskopunun arkasındaki isim.
İbni Karaka : ( ? - 1100 ) Dokuzyüz yıl önce torna tezgahı yapan bilgin.
İbni Macit : ( 15. yüzyıl ) Ünlü bir denizci ve coğrafyacı. Vasco da Gama onun bilgilerinden ve rehberliğinden istifade ederek hindistana ulaştı.
İbni Rüşd : ( 1126 - 1198 ) Büyük bir doktor, astronom ve matematikçidir.
İbni Sina : ( 980 - 1037 ) Doktorların sultanı. Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulan dahi doktor. Hastalık yayan küçük organizmalar, civa ile tedavi, pastör' e ışık tutması, ilaç bilim ustası, dış belirtilere dayanarak teşhis koyma, botanik ve zooloji ile ilgilendi, Fizikle ilgilendi, jeoloji ilminin babası.
İbni Türk : ( 9. yüzyıl ) Cebirin temelini atan islam bilgini.
İbni Yunus : ( ? - 1009 ) Galile'den önce sarkacı bulan astronom.
İbni Zuhr : ( 1091 - 1162 ) Endülüsün en büyük müslüman doktorlarından asırlarca Avrupa'da eserleri ders kitabı olarak okutuldu.
İbnünnefis : ( 1210 - 1288 ) Küçük kan dolaşımını bulan ünlü islam alimi.
İbrahim Efendi : ( 18. yüzyıl )Osmanlılarda ilk denizaltıyı gerçekleştiren mühendis. İbrahim Hakkı : ( 1703 - 1780 ) Büyük bir sosyolog, psikolog, astronom ve fen adamı. En ünlü eseri marifetnâme, Burçlardan, insan fizyoloji ve anatomisinden bahsetmiştir.
İdrisi : ( 1100 - 1166 ) Yedi asır önce bügünküne çok benzeyen dünya haritasını çizen coğrafyacı. İhvanü-s Safa : ( 10. yüzyıl ) çeşitli ilim dallarını içine alan 52 kitaptan meydana gelen bir ansiklopedi yazan ilim adamı. Astronomi , Coğrafya, Musiki, Ahlâk, Felfese kitapları yazmıştır. İsmail Gelenbevi : ( 1730 - 1791 ) 18 yüzyılda osmanlıların en güçlü matematikçilerinden. İstahri : ( 10. yüzyıl ) Minyatürlü coğrafya kitabı yazan bilgin.
Kadızade Rumi : ( 1337 - 1430 ) Çağını aşan büyük bir matematikçi ve astronomi bilgini. Osmanlının ve Türklerin ilk astronomudur.
Kambur Vesim : ( ? - 1761 ) Verem mikrobunu Robert Koch'dan 150 sene önce keşfeden ünlü doktor. Katip Çelebi : ( 1609 - 1657 ) Osmalılarda rönesansın müjdecisi coğrafyacı ve fikir adamı. Kazvini : ( 1203 - 1283 ) Ortaçağın Herodot'u müslümanların Plinius'u , astronom ve coğrafyacı bilgin. Kemaleddin Farisi : ( ? - 1320 ) İbni Heysem ayarında büyük islam matematikçisi, fizikçi ve astronom. Kerhi : ( ? - 1029 ) İslam Matematikçilerinden.
Kindi : ( 803 - 872 ) İbni Heysem'e kadar optikle ilgili eserleri kaynak olan bilgin. Fizik, felsefe ve matematik alanında yaptığı hizmetleri ile tanınmıştır.
Kurşunoğlu Behram : ( 1922 - ? ) Genelleştirilmiş izafiyet teorisini ortaya atan beyin güçlerimizden. Halen prof. Behram Kurşunoğlu Amerika da florida üniversitesinde teorik fizik merkezinde başkanlık yapmaktadır.
Lagarî Hasan Çelebi : ( 17. yüzyıl ) Füzeciliğin atası, osmanlılarda ilk defa füze ile uçan bilgin. Macriti : ( ? - 1007 ) Matematikte başkan kabul edilen Endülüslü Matematikçi ve astronom. Mağribi : ( 16. yüzyıl ) Çağının en büyük matematikçilerinden . Mağribinin eseri olan Tuhfetü'l Ada isimli kitabında üçgen, dörtgen, daire ve diğer geometrik şekillerinin yüz ölçümlerini bulmak için metodlar gösterilmiştir.
Maaşallah : ( ? - 815 ) Meşhur islam astronomlarındandır. Usturlabla İlgili ilk eseri veren bilgindir.
Mes'ûdi : ( ? - 956 ) Kıymeti ancak 18. 19. Yüzyıllarda anlaşılan büyük tarihçi ve coğrafyacı. Mesudi günümüzden 1000 sene önce depremlerin oluş sebebini açıklamıştır. Mesûdinin eserlerinden yel değirmenlerinin de müslümanların icadı olduğu anlaşılmıştır.
Mimar Sinan : ( 1489 - 1588 ) Seviyesine bugün dahi ulaşılamayan dahi mimar. Mimar Sinan tam manası ile bir sanat dahisidir.
Muhammed Bin Musa : ( 9. yüzyıl ) Dünyanın Çevresini ölçen 3 kardeşten biri. Matematikçi ve astronom.
Mürsiyeli İbrahim : ( 15. yüzyıl ) Piri reisten 52 sene önce bugünkü uygun Akdeniz haritasını çizen haritacı. Günümüzden 500 sene önce kadar önce yaşamıştır. Nasirüddin Tusi : ( 1201 - 1274 ) Trigonometri sahasında ilk defa eser veren, Merağa rasathanesini kuran, matematikçi ve astronom.
Necmeddinü-l Mısri : ( 13 yüzyıl ) Çağının ünlü astronomlarından.
Ömer Hayyam : ( ? - 1123 ) Cebirdeki binom formülünü bulan bilgin. Newton veya binom formülünün keşfi ömer hayyama aittir.
Piri Reis : ( 1465 - 1554 ) 400 sene önce bu günküne çok yakın dünya haritasını çizen büyük coğrafyacı. Amerika kıtasının varlığını kristof kolomb 'dan önce bilen ünlü denizci. Razi : ( 864 - 925 ) Keşifleri ile ün salan asırlar boyunca Avrupa'ya ders veren kimyager doktor ünlü klinikçi. Devrinin En büyük bilgini İbni Sina ile aynı ayarda bir bilgin.
Sabit Bin Kurra : ( ? - 901 ) Newton' dan çok önce diferansiyel hesabını keşfeden bilgin. Dünyanın çapını doğru olarak hesaplayan ilk islam bilgini. Matemetik ve astronomi alimi. Sabuncu Oğlu Şerefeddin : ( 1386 - 1470 ) Fatih devrinin ünlü doktor ve cerrahlarındandır. Deneysel fizyolojinin öncülerindendir.
Seydi Ali Reis : ( ? - 1562 ) Ünlü bir denizci, matematik ve astronomi alimidir. Şemsettin Halili : ( ? - 1397 ) Büyük bir astronomi bilginidir.
Şihabettin Karafi : ( ? - 1285 ) orta çağın en büyük fizikçi ve hukukçularından. Takiyyüddin Er Rasit : ( 1521 - 1585 ) İstanbul rasathanesi ilk kuran çağından çok ileride asrın önde gelen astronomi alimidir.
Uluğ Bey : ( 1394 -1449 ) Çağının en büyük astronomu ve trigonometride yeni çığır açan ünlü bir alim ve hükümdar.
Zehravi : ( 936 -1013 ) 1000 sene önce ilk çağdaş ameliyatı yapan böbrek taşlarının nasıl çıkarılacağını ve ilk böbrek ameliyatını gerçekleştiren bilim adamı..
Zerkali : ( 1029 - 1087 ) Keşif ve hizmetleri ile ün salmış astronomi alimidir.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ibn-i Sina (980-1037)
Islam filozofu. Aristotelesçi felsefe anlayisini Islam düsüncesine göre yorumlayarak, yaymaya çalismis, görgücü-usçu bir yöntemin gelismesine katkida bulunmustur.
Buhara yakinlarinda Hormisen'de dogdu, 21 Haziran 1037'de Hemedan'da öldü. Gerçek adi Ebu'l-Ali el-Hüseyin b. Abdullah Ibn Sina'dir. Babasi, Belh'ten göçerek Buhara'ya yerlesmis, Samanogullari hükümdarlarindan II. Nuh döneminde sarayla iliski kurmus, yüksek görevler almis olan Abdullah adli birisidir. Ibn Sina, önce babasindan, sonra çagin önde gelen bilginlerinden Natilî ve Ismail Zahid'den mantik, matematik, gökbilim ögrenimi gördü. Bir süre tipla ilgilendi, özellikle, hastaliklarin ortaya çikis ve yayilis nedenlerini arastirdi, sagiltimla ugrasti. Bu alandaki basarisi nedeniyle, II. Nuh'un özel hekimi olarak görevlendirildi, onu sagliga kavusturunca, dönemin önde gelen tip bilginlerinden biri olarak önem kazandi. Ibn Sina'nin felsefeye karsi ilgisi deney bilimleriyle baslamis, Aristoteles ve Yeni-Platoncu görüsleri incelemekle gelismistir. Islam ve Yunan filozoflarinin görüslerini yorumlayan ve elestiren Ibn Sina'nin ele aldigi sorunlar genellikle, Aristoteles ve Farabi'nin düsünceleriyle bagimlidir. Bunlar da, bilgi, mantik, evren (fizik), ruhbilim, metafizik, ahlak, tanribilim ve bilimlerin siniflandirilmasidir. Belli bir düsünce dizgesine göre yapilan bu düzenlemede her sorun bagimsiz olarak ele alinip çözümüne çalisilir. Bilgi sezgi ile kazanilan kesin ilkelere göre sonuçlama yoluyla saglanir. Bu nedenle, bilginin gerçek kaynagi sezgidir. Bilginin olusmasinda deneyin de etkisi vardir, ancak bu etki usun genel geçerlik tasiyan kurallarina uygundur. Ona göre "bütün bilgi türleri usa uygun biçimlerden olusur." Bilginin kesinligi ve dogrulugu usun genel kurallariyla olan uygunluguna baglidir. Us kurallari, insanin anliginda dogustan bulunan, degismez ve genel geçerlik tasiyan ilkelerdir. Sonradan, duyularla kazanilan bilgi için de bu kurallara uygunluk geçerlidir.
Deney verileri us ilkelerine göre, yeni bir islemden geçirilerek biçimlenir, onlarin bundan öte bir önem ve anlami yoktur. Çelismezlik, özdeslik ve öteki varlik ilkeleri, usta bulunur, deneyden gelmez. Ibn Sina'ya göre varlik, tasarlamakla baglantilidir. Bütün düsünülenler vardir ve var olanlar tasarlanabilen düsünülür biçimlerdir (makuller). Bu nedenle, düsünmekle var olmak özdestir. Atomcu görüsün ileri sürdügü nitelikte bir bosluk yoktur. Uzay ise, bir nesnenin kapladigi yerin iç yüzüdür. Varlik kavrami altinda toplanan bütün nesnelerin degismeyen, sinir ve niteliklerini koruyan belli bir yeri vardir. Devinme, bir nesnenin uzayda eyleme geçisidir. Mantik insani gerçeklere ulastirmaz, yalniz birtakim yanilmalardan korur. Düsünme yetisi gerçegi kavramak için mantiktan geçici bir araç olarak yararlanir. Düsünme eyleminin saglikli olmasi için mantik, ilkeler ve kurallar koyabilir, anlikta bulunan ve bilinen bilgilerden yola çikarak, bilinmeyenleri saptama olanagi saglar. Bu özelligi nedeniyle, mantik, düsünmenin genel kurallarini bulan, düzenleyen, bu kurallar arasindaki gerekli baglantiyi ve birligi kuran bir bilimdir. Mantik kurallari, genel geçerlik tasiyan ve degismeyen kesin kurallardir. Mantigin kavramlar ve yargilar olmak üzere iki alani vardir. Her bilimsel bilgi ya kavram ya da yargilara dayanir. Kavram, ilk bilgidir ve terim ya da terim yerine geçen bir nesneyle kazanilir. Yargi ise, tasimla kazanilir. Mantigin konusu incelenirken, tanim temel alinmalidir. Tanimlar birbirlerine baglandiklarinda, kanit ve çikarima varilir. Kavram, önce tekil bir algidir (sezgi). Yargi ise, iki tekil terim arasindaki iliskidir. Kavramlar, açik ve kapali belirleme olarak ikiye ayrilir. Varligin, töz, nicelik, nitelik, iliski, yer, zaman, durum, iyelik, etki, edilgi gibi on kategorisi vardir.
Ibn Sina mantiginda en önemli yeri tanim tutar. Bir kavrami tanimlamak için, bu kavramin bireylerinden biri göz önüne alinmalidir. Tikelin belirlenmesi tümelden kolaydir. Eksiksiz bir tanim yakin cins ile yapilmalidir. En yetkin tanimsa, kavramin yakin cinsi ile türsel ayrimdan olusur. Tanim ikiye ayrilir; Gerçek tanim ve sözcük tanimlari. Önermeler, yüklemli ve kosullu olabilirler. Yüklemli önerme, bir düsünce ötekine yüklendigi zaman ya onaylanir ya da yadsinir. Kosullu önermeler, bir ötekinin kosulu ya da sonucu olarak baglanan terimlerde görülür. Önermeler varsayimli, nitelik ve nicelikleri bakimindan, tekil, belirsiz ve belirli olur. Tasim, bitisik ve ayrik olmak üzere ikiye ayrilir. Bitisik tasimlarin öncüleri anlam bakimindan, sonuç önermesini içerir. Ayrik tasimlarda ise sonuç önermesi öncüllerde bulunabilir. Tümeller, bütün varlik türlerinin olusumundan önce, Tanri düsüncesinde, birer tanrisal kavram olarak vardir. Varliklarin olus nedeni ve onlara biçim kazandiran tümellerdir. Tümeller Tanri'da ussal olarak bulunan, nesnelerde ve bireylerde içkin olan, öteki de nesnelerin disinda ve anlikla birlikte olan mantiksal tümel diye üçe ayrilir. Birinci türe giren tümel, metafizigi ilgilendirir. Ibn Sina fizigi, metafizige giris olarak düsünür. Fizigin konusu madde ve biçimden olusan nesnelerdir. Biçim, maddeden önce yaratilmistir. Maddeye bir töz özelligi kazandiran biçimdir. Maddeden sonra ilinek gelir. Biçimler maddeye, ilinekler ise, töze katilir. Dogal nesneler kendi öz ve nitelikleriyle bilinir. Bütün nitelikler de birinci nitelikler ve ikinci nitelikler olmak üzere ikiye ayrilir. Birinci nitelikler nesnelere baglidir, ikinciler ise, nesnelerden ayri olarak varligini sürdürür. Ibn Sina'ya göre, nesnel evrende bulunan güç ve devinimin temelini ikinci nitelikler olusturur. Nesneler, kendilerinde bulunan gizli güçle devinime geçerler. Bu güç ise, dogal güç, öznel güç, tinsel güç olmak üzere üç türlüdür. Dogal güç, nesnede dogal biçim ve yerlerle ilgili nitelikleri tasir. Çekim ve agirlik bu türdendir. Öznel güç, nesneyi devingen ya da duragan duruma getirir. Bunda da, bilinçli ya da bilinçsiz olma özelligi bulunur. Tinsel güç, herhangi bir organin, aracin yardimi olmaksizin dogrudan dogruya bir istençle eylemde bulunmaktadir. Buna, gökkatlarinin özleri adi da verilir. Ibn Sina'nin gelistirdigi bu güç kuraminin kaynagi Aristoteles ve Yeni-Platonculuk'tur. Ancak, o bu güçlerin sonsuz oldugu kanisinda degildir. Ona göre, zaman ve devinim kavramlari da birbirine baglidir, çünkü, devinimin bulunmadigi, algilanmadigi bir yerde zaman da yoktur.
Ibn Sina'nin felsefesinde, Aristotelesi'in gelistirdigi düsünce dizgesine uygun olarak, ruh kavraminin önemli bir yer tuttugu görülür. Ona göre, biri bitkisel, öteki insanla ilgili olmak üzere, iki türlü ruh vardir. Insan ruhu, gövdeye gereksinme duymadan, dogrudan dogruya kendini bilir, bu nedenle, tinsel bir tözdür. Gövdeyi devindiren, ona dirilik kazandiran bu tözün baska bir özelligi de, yetkin düsünme yetenegi anlik olmasidir. Düsünme eylemi yaratan ruhtur, o gövdeyi gerektirmez, ancak gövde var olabilmek için tini gereksinir. Insan ruhu gövde biçiminde degildir, usa uygun biçimleri kavramaya elverisli bir töz oldugundan, gövdesel yapida yer alamaz. Gövde, bölünebilen ögelerden olusmus bir bütündür, oysa tin, bir birliktir, bölünmeye elverisli degildir, sürekli olarak özünü ve birligini korur. Tin, bütün izlenimleri gövde araciligiyla alir, anlik yoluyla kavramlari, kavramlara dayanarak usa vurmayi olusturur. Bu yüzden, gövdeyle dolayli bir baglantisi vardir. Ancak, bu baglanti tin için bir olus kosulu degildir. Canli sorununa, gözleme dayali bir ruhbilim anlayisiyla çözüm arayan Ibn Sina'ya göre dirilik bir bilesimdir. Dogal organlarin, göksel güçler yardimiyla bilesmesinden canlilar ortaya çikar. Bu olay da, belli asamalara uygun olarak gerçeklesir. Ilk ortaya çikan canli bitkidir. Bitkide tohumla üreme, beslenme ve büyüme güçleri vardir. Ikinci asamada ortaya çikan hayvanda ise, kendi kendine devinme ve algi güçleri bulunur. Devinme gücünden isteme ve öfke dogar. Algi gücü de, iç ve dis algi olmak üzere ikiye ayrilir. Insan özü dogal evrim sürecinde en üst düzeyde gerçeklesmis bir olusumdur, bu nedenle, öteki varliklardan ayrilir. Insanda dis algi duyumlarla, iç algi da , beynin ön boslugunda bulunan ortak duyu ile saglanir. Duyularla alinan izlenimler bu ortak duyu ile beyne gider. Beynin, ön boslugunda sonunda, tasarlama yetisi bulunur. Bu yeti duyu izlenimlerini saglamaya yarar. Insan için en önemli olan düsünen öz yapici ve bilici güçlerle donatilmistir. Yapici güç (us) gerekli ve özel eylemler için gövdeyi uyarir. Bilici güç ise, yapici gücü yönlendirir. Özdekten ayrilan tümel biçimlerin izlerini alir. Bu biçimler soyutsa onlari kavrar, degilse soyutlayarak kavrar. Insanda iyiyi kötüden, yararliyi yararsizdan ayiran yapici güçtür, bu nedenle bir istenç niteligindedir. Us konusunda Ibn Sina ayri bir düsünce ortaya atmistir. Ona göre us bes türlüdür. Özdeksel us, bütün insanlarda ortak olup, kavramayi, bilmeyi saglayan bir yetenektir. Bir yeti olarak islek us, yalin, açik ve seçik olani bilir, eyleme yöneliktir, duragan bir güç niteliginde degildir. Eylemsel us, kazanilmis verileri kavrar ve ikinci asamada bulunan ustan daha üstündür. Kazanilmis us, kendisine verilen ve düsünebilen nesneleri bilir. Asama bakimindan usun olgunluk basamaginda bulunur. Bu asamada usun kavrayabilecegi konular kendi özünde de vardir.
Kutsal us, usun en yüksek asamasidir. Bütün varlik türlerinin özünü, kaynagini, onlari olusturan gücü, baska bir araciya gereksinme duymadan, bir bütünlük içinde kavrar. Insan, ayrintilari duyularla algilar, tümelleri usla kavrar. Tümelleri kavrayan yetkin us, nesneleri anlama yetenegi olan etkin usa olanak saglar. Insan usunun algiladigi ayrintilar, kendi varliklari dolayisiyla degil, nedenleri yüzünden vardir. Us, bu kavranabilir nesneleri kazanabilmek için ilkin duyu verilerinden yararlanir. Sonra duyu verilerini usun genel kurallarina göre islemden geçirir, yargilari ortaya koymada onlari asar. Yaratilis konusunda Ibn Sina, varligin sirali düzeninde, "bir'den bir çikar" ilkesine dayanir. Ilk "bir", zorunlu varlik, Tanri'dir. O'nun varligi yalniz kendisini gerektirir. Var olma, Tanri'nin özünden gelen gerekimdir. Ilk neden ilk gerçekliktir. Tanri'dan ilk us ortaya çikar. Çokluk bu usla baslar. Bundan da felek ve nefsin uslari türer. Her ustan da, o usun özü ve cismi olusur. Us cismi aracisiz olarak devindiremeyecegi için, uslar sirasinin sonunda etkin us, akil bulunur. Ondan da dünya ile ilgili nesnelerin maddesi, cisimlerin biçimleri ve insan özleri dogar. Etkin us, tümünün yöneticisidir. Yaratilis önsüzdür ve yeri de maddedir. Madde, soyut ve tüm varligin öncesiz olani, nefsin eylem alani, siniri ve tüm parçalarin kaynagidir. Ilk us, kendisini ve zorunlu varligi bilir. Buradan ikilik dogar. Ilk us kendinde olanakli, ilk varlik için ise zorunludur. Her tikel felegin ilk kimildaticisi vardir. Ilk kimildaticilari eyleme sokan tinsel varliklardir. Her felegin de iyiligini düsünen kimildatici bir nefsi vardir. Nefsin eylemi, etkin usa ulasir. Evrenin varligi, zorunlu olan, Tanri'yi gerektirir. Baska bir varligin etkisiyle var olan evren sonsuz olamaz. Devinme, nesnenin özünde sakli güçten dogar. Her nesnenin özünde devindirici bir güç vardir. Nesne kendini kendinin etkin öznesi degildir. Bu güç, nesneye biçim de kazandirir. Ibn Sina metafizigi genelde Aristoteles metafizigi ile Yeni-Platonculuk ve Kelam'in biresimidir. Konusu, ilkler ilki, tüm oluslarin, yaratislarin, varlik bütününün kaynagi olan Tanri'dir. Tanri, bütünlügü nedeniyle nesnelerde, olay ve eylemlerde görünüs alanina çikar. Varlik vardir, yok olamaz. Varlik üç bölüme ayrili
1- Olanakli varlik, nesnelerle ilgili degisimin, olus ve bozulmanin egemen oldugu varliktir. Bu varlik ortaminda görülen ne varsa belli bir süre içinde baslar ve biter.
2- Kendiliginden olanakli varlik. Olanakli olmasina karsin, ilk nedenle iliskilerinden dolayi zorunluluk kazanir. Tümellerin, yasalarin bulundugu evren. Gökkürelerin uslari böyledir.
3- Kendiliginden zorunlu varlik, ilk neden ya da Tanri'dir. Degismez ve çogalmaz. Çokluklar ondadir. Tanrisal zorunluluk illkesi tüm yaratilanlarin da temel ilkesidir.
Ibn Sina'nin benimsedigi tanribilim dört ana konuyu içerir; Evren, ötedünya, ahiret, peygamberlik, Tanri. Evren yaratilmistir. Yaratici ve varedici Tanri'dir. O Kelamcilar'in dedigi gibi özgün yapici degildir, zorunludur. Ilk neden önsüz ve sonsuzdur. Evrenin yaratilmasi, Tanri'nin daha önceden varolusunu gerektirir. Evrenin bütününde yer alan gök katlari tanrisal evrenin varliklaridir, bunlarin özleri meleklerdir. Madde dünyasinda olus ve bozulma vardir. Onlarin tanrisal niteligi yoktur. Bu yaratma olayi da bir fiskirmadir. Ölüm, tinin gövdeden ayrilmasidir. Gövdelerden ayrilan tinlerin geldikleri kaynakta toplanmalari insanda ötedünya kavramini olusturur. Ruh, tinsel bir tözdür, ölümsüzdür. Gövdeye egemendir. Ruh gövdeye girmeden önce etkin usta vardi. Insana bireyselligini kazandiran odur. Gövdenin yok olmasi, ruhun varligini etkilemez. Dirilme tinseldir. Insanlari yaratan Tanri, onlara verdigi özgür istençle iyi ile kötüyü seçme olanagi sagladi. Istenç özgürlügü, usla utku arasindaki çatismadan ve ilkinin üstünlügünden dogar. Insan elinden çikan bütün bagimsiz eylemler tanrisal kayra ile gerçeklesir. Özgür istenç tüm insanlarda vardir.
Peygamberler de bu bakimdan birer insandir. Ancak, onlarda insanlarin en yüceleri olan bilginlerde, bilgilerde oldugu gibi bir sezis vardir. Bu üstün sezis gücü, kavrayis yetenegi peygamberlerin etkin us ile bulusmalarini, gerçekleri kavramalarini saglar. Bu üstün güç ve kavrayis vahy adini alir. Üstün anlayis gücü tasiyan melekler, vahyi peygamberlere ulastirirlar. Tanri, özü geregi bilicidir. Kendi özünü bilmesi yaratmayi gerekli kilar. Ibn Sina Islam dinine ve Kuran'a dayanarak bilmeyi yaratma olarak niteler. Yaratma eylemi Tanri'nin kendi özüne karsi duydugu sevgiden dolayidir. Tanri tümelleri bilir. Tikellerle ilgili bilgisi de, tümel nedensellikleri bilmesindendir. Madde ve biçimin iliskileri üzerinde bilimleri iç bölümde ele alirlar:
1- Maddeden ayrilmamis biçimlerin bilimi: Doga bilimleri ya da asagi bilimler.
2- Maddesinden iyice ayri biçimlerin bilimi: Metafizik, mantik gibi yüksek bilimler.
3- Maddesinden ancak zihinde ayrilabilen, kimi yerde ayri kimi yerde bir olan biçimlerin bilimi:
Matematik, geometri, orta bilimler. Zihin bu biçimleri dogru olarak maddesinden soyutlar.
Felsefe ise, kuramsal ve pratik diye ikiye ayrilir. Kuramsal olan, bilmek yetenegiyle elde edilen bilgileri kapsar. Doga felsefesi, matematik felsefesi ve metafizik gibi pratik felsefe, bilmek ve eylemde bulunmak üzere elde edilen bilgilere dayanir.
Ibn Sina, gerek Dogu gerekse Bati filozoflarini etkiledi. Gazali, özellikle, ruh anlayisinda ondan etkilendi. Ibn Sina'nin deneyci yani, Gazali'yi kuskuculuk'a götürdü. Yapitlari 12.yy'da Latince'ye çevrildi, ünü yayildi. Tanribilimci filozof Albertus Magnus, tin ve us ile güçleri konusunda Ibn Sina'dan yararlandi.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------El-Biruni (973 - 1051)
Yaşadığı çağa damgasını vurup " Biruni Asrı" denmesine sebep olan zekâ harikası bilgin 973 yılında Harizm'in merkezi Kâs'ta doğdu. Esas adı Ebû Reyhan b. Muhammed'dir. Küçük yaşta babasını kaybetti. Annesi onu zor şartlarda, odunsatarak büyüttü. Daha çocuk yaşta araştırmacı bir ruha sahipti. Birçok kOnuyu öğrenmek için çılgınca hırs gösteriyordu. Tahsil çağına girdiğinde Hârizmşahların himayesine alındı ve saray terbiyesiyle yetişmesine özen gösterildi. Bu aileden bilhassa Mansur, Bîrûnî'nin en iyi bir eğitim alması için her imkânı sağladı.
Bu arada İbni Irak ve Abdüssamed b. Hakîm'den de dersler alan bilginimizin öğrenimi uzun sürmedi, daha çok özel çabalarıyla kendisini yetiştirdi. Araştırmacı ruhu, öğrenme hırsı ve sönmeyen azmiyle birleşince 17 yaşında eser vermeye başladı. Fakat Me'mûnîlerin Kâs'ı alıp Hârizmşahları tarihten silmeleriyle Bîrûnî'nin huzuru kaçtı, sıkıntılar başladı ve Kâs'ı terketmek zorunda kaldı. Ancak iki yıl sonra tekrar döndüğünde ünlü bilgin Ebü'lVefâ ile buluşup rasat çalışmaları yaptı. Daha sonra hükümdar Ebü'lAbbas, sarayında Bîrûnî'ye bir daire tahsisedip, müşavir ve vezir olarak görevlendirdi. Bu durum, hükümdarların ilme duydukları derin saygının göstergesi, bilginimizin de devlet başkanları yanındaki yüksek itibarının belgesiydi.
Gazneli Mahmud Hindistan'ı alınca hocalarıyla Bîrûnî'yi de oraya götürdü. Zira onun yanında da itibarı çok yüksekti. "Bîrûnî, sarayımızın en değerli hazinesidir' derdi. Bu yüzden tedbirli hünkâr, liyakatını bildiği Bîrûnî'yi Hazine Genel Müdürlüğü'ne tayin etti .O da orada Hint dil ve kültürünü bütünüyle inceledi. Üstün dehasıyla kısa sürede Hintli bilginler üzerinde şaşkınlık ve hayranlık uyandırdı. Kendisine sağlanan siyasî ve ilmî araştırmalarına devam etti. Bir devre adını veren, çağını aşan ilmî hayatının zirvesine erişti. Sultan Mes'ud, kendisine ithaf ettiği Kanunu Mes'ûdî adlı eseri için Bîrûnî'ye bir fil yükü gümüş para vermişse de o, bu hediyeyi almadı.
Son eseri olan Kitabü's Saydele fi't Tıb'bı yazdığında 80 yaşını geçmişti. Üstad diye saygıyla yâd edilen yalnız İslâm âleminin değil, tüm dünyada çağının en büyük bilgini olan Bîrûnî, 1051 yılında Gazne'de hayata gözlerini yumdu.
Bîrûnî, "Elinden kalem düşmeyen, gözü kitaptan ayrılmayan, iman dolu kalbi tefekkürden dûr olmayan, benzeri her asırda görülmeyen bilginler bilgini bir dâhiydi. Arapça, Farsça, Ibrânîce, Rumca, Süryânice, Yunanca ve Çinçe gibi daha birçok lisan biliyordu. Matematik, Astronomi, Geometri, Fizik, Kimya, Tıp, Eczacılık, Tarih, Coğrafya, Filoloji, Etnoloji, Jeoloji, Dinler ve Mezhepler Tarihi gibi 30 kadar ilim dalında çalışmalar yaptı, eserler verdi.
Onun tabiat ilimleriyle yakından ilgilenmesi, Allah'ın kevnî âyetlerini anlamak, kâinatın yapı ve düzeninden Allah'a ulaşmak, Onu yüceltmek gâyesine yönelikti. Eserlerinde çok defa Kur ân âyetlerine başvurur, onların çeşitli ilimler açısından yorumlanmasını amaçlardı. Kurân'ın belâğat ve i'cazına olan hayranlığını her vesileyle dile getirdi. İlmî kaynaklara dayanma, deney ve tecrübeyle ispat etme şartını ilk defa o ileri sürdü.
İbni Sinâ'yla yaptığı karşılıklı yazışmalarındaki ilmî metod ve yorumları, günümüzde yazılmış gibi tazeliğini halen korumaktadır. Tahkîk ve Kanûnı Mes'ûdî adlı eserleriyle trigonometri konusunda bugünkü ilmî seviyeye tâ o günden, ulaştıgı açıkça görülür. Bu eser astronomi alanında zengin ve ciddî bir araştırma âbidesi olarak tarihe mal olmuştur. İlmiyle dine hizmetten mutluluk duymaktadır.
Gazne'de kıbleyi tam olarak tespit etmesi ve kıblenin tayini için geliştirdiği matematik yöntemi dolayısıyla kıyamet günü Rabb'inden sevap ummaktadır. Ayın, güneşin ve dünyanın hareketleri, güneş tutulması anında ulaşan hadiseler üzerine verdiği bilgi ve yaptığı rasatlarda, çağdaş tespitlere uygun neticeler elde etti. Bu çalışmalarıyla yer ölçüsü ilminin temellerini sekiz asır önce attı. Israrlı çabaları sonunda yerin çapını ölçmeyi başardı. Dünyanın çapının ölçülmesiyle ilgili görüşü, günümüz matematik ölçülerine tıpatıp uymaktadır. Avrupa'da buna BÎRÛNI KURALI denmektedir.
Newton ve Fransız Piscard yaptıkları hesaplama sonucu ekvatoru 25.000 mil olarak bulmuşlardır. Halbuki bu ölçüyü Bîrûnî, onlardan tam 700 yıl önce Pakistan'da bulmuştu. O çağda Batılılardan ne kadar da ilerideymişiz.
Biruni, hastalıkları tedavi konusunda değerli bir uzmandı. Yunan ve Hint tıbbını incelemiş, Sultan Mes'ud'un gözünü tedavi etmişti. Otların hangisinin hangi derde deva ve şifa olduğunu çok iyi bilirdi. Eczacılıkla doktorluğun sınırlarını çizmiş, ilaçların yan etkilerinden bahsetmiştir.
Daha o çağda Ümit Burnu'nun varlığından söz etmiş, Kuzey Asya ve Kuzey Avrupa'dan geniş bilgiler vermişti. Christof Coloumb'dan beş asır önce Amerika kıtasından, Japonya'nın varlığından ilk defa sözeden O'dur.
Dünyanın yuvarlak ve dönmekte olduğunu, yerçekimin varlığını Newton'dan asırlarca önce ortaya koydu. Henüz çağımızda sözü edilebilen karaların kuzeye doğru kayma fikrini 9.5 asır önce dile getirdi.
Botanikle ilgilendi, geometriyi botaniğe uyguladı. Bitki ve hayvanlarda üreme konularına eğildi. Kuşlarla ilgili çok orjinal tespitler yaptı. Tarihle ilgilendi. Gazneli Mahmud, Sebüktekin ve Harzem'in tarihlerini yazdı. Bîrûnî, ayrıca dinler tarihi konusuna eğildi, ona birçok yenilik getirdi. Çağından dokuz asır sonra ancak ayrı bir ilim haline gelebilen Mukayeseli Dinler Tarihi, kurucusu sayılan Bîrûnî'ye çok şey borçludur.
Bîrûnî, felsefeyle de ilgilendi. Ama felsefenin dumanlı havasında boğulup kalmadı. Meseleleri doğrudan Allah'a dayandırdı. Tabiat olaylarından sözederken, onlardaki hikmetin sahibini gösterdi. Eşyaya ve cisimlere takılıp kalmadı.
Bîrûnî, Cebir, Geometri ve Cografya konularında bile o konuyla ilgili bir âyet zikretmiş, âyette bahsi geçen konunun yorumlarını yapmış, ilimle dini birleştirmiş, fennî ilimlerle ilahî bilgilere daha iyi nüfuz edileceğini söylemiş, ilim öğrenmekten kastın hakkı ve hakikatı bulmak olduğunu dile getirmiş ve "Anlattıklarım arasında gerçek dışı olanlar varsa Allah'a tövbe ederim. Razı olacağı şeylere sarılmak hususunda Allah'tan yardım dilerim. Bâtıl şeylerden korunmak için de Allah'tan hidayet isterim. İyilik O'nun elindedir!" demiştir.
Eserleri halen Batı bilim dünyasında kaynak eser olarak kullanılmaktadır. Türk Tarih Kurumu 68. sayısını Bîrûnî'ye Armağan adıyla bilginimize tahsis etti. Dünyanın çeşitli ülkelerinde Bîrûnî'yi anmak için sempozyumlar, kongreler düzenlendi, pullar bastırıldı. UNESCO'nun 25 dilde çıkardığı Conrier Dergisi 1974 Haziran sayısını Bîrûnî'ye ayırdı. Kapak fotoğrafının altına, "1000 yıl önce Orta Asya'da yaşayan evrensel dehâ Bîrûnî; Astronom, Tarihçi, Botanikçi, Eczacılık uzmanı Jeolog, Şair, Mütefekkir, Matematikçi, Coğrafyacı ve Hümanist" diye yazılarak tanıtıldı.